سُورَةُ يسٓ

Yasin Suresi

83 Ayet Mekki 36. Nüzul Sırası 22. Cüz
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ يسٓ
yâ-sîn.
Ya, Sin.
2
وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْحَكِيمِ
velḳur'âni-lḥakîm.
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
3
إِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ
inneke lemine-lmürselîn.
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
4
عَلَىٰ صِرَٰطٍۢ مُّسْتَقِيمٍۢ
`alâ ṣirâṭim müsteḳîm.
Kuran'ı Hakim'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin.
5
تَنزِيلَ ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ
tenzîle-l`azîzi-rraḥîm.
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
6
لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أُنذِرَ ءَابَآؤُهُمْ فَهُمْ غَٰفِلُونَ
litünẕira ḳavmem mâ ünẕira âbâühüm fehüm gâfilûn.
Bu, babaları uyarılmadığından gafil kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kuran'dır.
7
لَقَدْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَىٰٓ أَكْثَرِهِمْ فَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
leḳad ḥaḳḳa-lḳavlü `alâ ekŝerihim fehüm lâ yü'minûn.
And olsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir, bunun için artık inanmazlar.
8
إِنَّا جَعَلْنَا فِىٓ أَعْنَٰقِهِمْ أَغْلَٰلًۭا فَهِىَ إِلَى ٱلْأَذْقَانِ فَهُم مُّقْمَحُونَ
innâ ce`alnâ fî a`nâḳihim aglâlen fehiye ile-l'eẕḳâni fehüm muḳmeḥûn.
Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır.
9
وَجَعَلْنَا مِنۢ بَيْنِ أَيْدِيهِمْ سَدًّۭا وَمِنْ خَلْفِهِمْ سَدًّۭا فَأَغْشَيْنَٰهُمْ فَهُمْ لَا يُبْصِرُونَ
vece`alnâ mim beyni eydîhim seddev vemin ḫalfihim sedden feagşeynâhüm fehüm lâ yübṣirûn.
Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.
10
وَسَوَآءٌ عَلَيْهِمْ ءَأَنذَرْتَهُمْ أَمْ لَمْ تُنذِرْهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ
vesevâün `aleyhim eenẕertehüm em lem tünẕirhüm lâ yü'minûn.
Onları uyarsan da uyarmasan da birdir, inanmazlar.
11
إِنَّمَا تُنذِرُ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلذِّكْرَ وَخَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ ۖ فَبَشِّرْهُ بِمَغْفِرَةٍۢ وَأَجْرٍۢ كَرِيمٍ
innemâ tünẕiru meni-ttebe`a-ẕẕikra veḫaşiye-rraḥmâne bilgayb. febeşşirhü bimagfirativ veecrin kerîm.
Sen ancak, Kuran'a uyan ve görmediği halde Rahman'dan korkan kimseyi uyarabilirsin. Artık o kimseyi, bağışlanma ve cömertçe verilecek bir ecirle müjdele.
12
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ وَنَكْتُبُ مَا قَدَّمُوا۟ وَءَاثَٰرَهُمْ ۚ وَكُلَّ شَىْءٍ أَحْصَيْنَٰهُ فِىٓ إِمَامٍۢ مُّبِينٍۢ
innâ naḥnü nuḥyi-lmevtâ venektübü mâ ḳaddemû veâŝârahüm. vekülle şey'in aḥṣaynâhü fî imâmim mübîn.
Şüphesiz ölüleri dirilten, işlediklerini ve eserlerini yazan Biziz; herşeyi, apaçık bir kitabda saymışızdır.
13
وَٱضْرِبْ لَهُم مَّثَلًا أَصْحَٰبَ ٱلْقَرْيَةِ إِذْ جَآءَهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
vaḍrib lehüm meŝelen aṣḥâbe-lḳaryeh. iẕ câehe-lmürselûn.
İnsanlara, halkına elçiler gelen şehri mesel olarak anlat:
14
إِذْ أَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمُ ٱثْنَيْنِ فَكَذَّبُوهُمَا فَعَزَّزْنَا بِثَالِثٍۢ فَقَالُوٓا۟ إِنَّآ إِلَيْكُم مُّرْسَلُونَ
iẕ erselnâ ileyhimü-ŝneyni fekeẕẕebûhümâ fe`azzeznâ biŝâliŝin feḳâlû innâ ileyküm mürselûn.
Onlara iki elçi göndermiştik; onu yalanladıkları için üçüncü biriyle desteklemiştik. Onlar: "Biz size gönderildik" demişlerdi.
15
قَالُوا۟ مَآ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌۭ مِّثْلُنَا وَمَآ أَنزَلَ ٱلرَّحْمَٰنُ مِن شَىْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا تَكْذِبُونَ
ḳâlû mâ entüm illâ beşerum miŝlünâ vemâ enzele-rraḥmânü min şey'in in entüm illâ tekẕibûn.
"Siz de ancak bizim gibi birer insansınız. Rahman da bir şey indirmemiştir. Sadece yalan söylüyorsunuz" dediler.
16
قَالُوا۟ رَبُّنَا يَعْلَمُ إِنَّآ إِلَيْكُمْ لَمُرْسَلُونَ
ḳâlû rabbünâ ya`lemü innâ ileyküm lemürselûn.
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
17
وَمَا عَلَيْنَآ إِلَّا ٱلْبَلَٰغُ ٱلْمُبِينُ
vemâ `aleynâ ille-lbelâgu-lmübîn.
Elçiler: "Doğrusu Rabbimiz bizim size gönderildiğimizi bilir; bize düşen ancak apaçık tebliğdir" demişlerdi.
18
قَالُوٓا۟ إِنَّا تَطَيَّرْنَا بِكُمْ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهُوا۟ لَنَرْجُمَنَّكُمْ وَلَيَمَسَّنَّكُم مِّنَّا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
ḳâlû innâ teṭayyernâ biküm. leil lem tentehû lenercümenneküm veleyemessenneküm minnâ `aẕâbün elîm.
"Doğrusu sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık; vazgeçmezseniz and olsun ki sizi taşlayacağız ve bizden size can yakıcı bir azap dokunacaktır" dediler.
19
قَالُوا۟ طَٰٓئِرُكُم مَّعَكُمْ ۚ أَئِن ذُكِّرْتُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌۭ مُّسْرِفُونَ
ḳâlû ṭâiruküm me`aküm. ein ẕükkirtüm. bel entüm ḳavmüm müsrifûn.
Elçiler: "Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Bu uğursuzluk size öğüt verildiği için mi? Hayır; siz, aşırı giden bir milletsiniz" demişlerdi.
20
وَجَآءَ مِنْ أَقْصَا ٱلْمَدِينَةِ رَجُلٌۭ يَسْعَىٰ قَالَ يَٰقَوْمِ ٱتَّبِعُوا۟ ٱلْمُرْسَلِينَ
vecâe min aḳṣe-lmedîneti racülüy yes`â ḳâle yâ ḳavmi-ttebi`ü-lmürselîn.
Şehrin öbür ucundan koşarak bir adam gelmiş ve şöyle demişti: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun."
21
ٱتَّبِعُوا۟ مَن لَّا يَسْـَٔلُكُمْ أَجْرًۭا وَهُم مُّهْتَدُونَ
ittebi`û mel lâ yes'elüküm ecrav vehüm mühtedûn.
"Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar."
22
وَمَا لِىَ لَآ أَعْبُدُ ٱلَّذِى فَطَرَنِى وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
vemâ liye lâ a`büdü-lleẕî feṭaranî veileyhi türce`ûn.
"Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz."
23
ءَأَتَّخِذُ مِن دُونِهِۦٓ ءَالِهَةً إِن يُرِدْنِ ٱلرَّحْمَٰنُ بِضُرٍّۢ لَّا تُغْنِ عَنِّى شَفَٰعَتُهُمْ شَيْـًۭٔا وَلَا يُنقِذُونِ
eetteḫiẕü min dûnihî âliheten iy yüridni-rraḥmânü biḍurril lâ tugni `annî şefâ`atühüm şey'ev velâ yünḳiẕûn.
"O'nu bırakıp da tanrılar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah bana bir zarar vermek isterse, o tanrıların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar."
24
إِنِّىٓ إِذًۭا لَّفِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍ
innî iẕel lefî ḍalâlim mübîn.
"Doğrusu o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25
إِنِّىٓ ءَامَنتُ بِرَبِّكُمْ فَٱسْمَعُونِ
innî âmentü birabbiküm fesme`ûn.
"Şüphesiz ben Rabbinize inandım, beni dinleyin."
26
قِيلَ ٱدْخُلِ ٱلْجَنَّةَ ۖ قَالَ يَٰلَيْتَ قَوْمِى يَعْلَمُونَ
ḳîle-dḫuli-lcenneh. ḳâle yâ leyte ḳavmî ya`lemûn.
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.
27
بِمَا غَفَرَ لِى رَبِّى وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُكْرَمِينَ
bimâ gafera lî rabbî vece`alenî mine-lmükramîn.
Ona "Cennete gir" denince, "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" demişti.
28
۞ وَمَآ أَنزَلْنَا عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنۢ بَعْدِهِۦ مِن جُندٍۢ مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا كُنَّا مُنزِلِينَ
vemâ enzelnâ `alâ ḳavmihî mim ba`dihî min cündim mine-ssemâi vemâ künnâ münzilîn.
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
29
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ خَٰمِدُونَ
in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm ḫâmidûn.
Ondan sonra milleti üzerine gökten bir ordu indirmedik; zaten indirecek de değildik; sadece tek bir çığlık.. o kadar, hemen sönüp gittiler.
30
يَٰحَسْرَةً عَلَى ٱلْعِبَادِ ۚ مَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
yâ ḥasraten `ale-l`ibâd. mâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehziûn.
Kullara yazıklar olsun! Kendilerine hangi elçi gelse, onu alaya alıyorlardı.
31
أَلَمْ يَرَوْا۟ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ أَنَّهُمْ إِلَيْهِمْ لَا يَرْجِعُونَ
elem yerav kem ehleknâ ḳablehüm mine-lḳurûni ennehüm ileyhim lâ yerci`ûn.
Kendilerinden önce nice nesilleri yok ettiğimizi, onların bir daha kendilerine dönmediklerini görmezler mi?
32
وَإِن كُلٌّۭ لَّمَّا جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
vein küllül lemmâ cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
Hepsi huzurumuza getirileceklerdir.
33
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلْأَرْضُ ٱلْمَيْتَةُ أَحْيَيْنَٰهَا وَأَخْرَجْنَا مِنْهَا حَبًّۭا فَمِنْهُ يَأْكُلُونَ
veâyetül lehümü-l'arḍu-lmeyteh. aḥyeynâhâ veaḫracnâ minhâ ḥabben feminhü ye'külûn.
İşte onlara bir delil: Ölü yeri diriltir ve oradan taneler çıkarırız da ondan yerler.
34
وَجَعَلْنَا فِيهَا جَنَّٰتٍۢ مِّن نَّخِيلٍۢ وَأَعْنَٰبٍۢ وَفَجَّرْنَا فِيهَا مِنَ ٱلْعُيُونِ
vece`alnâ fîhâ cennâtim min neḫîliv vea`nâbiv vefeccernâ fîhâ mine-l`uyûn.
Orada hurmalıklar ve üzüm bağları var ederiz, aralarında pınarlar fışkırtırız.
35
لِيَأْكُلُوا۟ مِن ثَمَرِهِۦ وَمَا عَمِلَتْهُ أَيْدِيهِمْ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
liye'külû min ŝemerihî vemâ `amilethü eydîhim. efelâ yeşkürûn.
Onun ve elleriyle yaptıklarının ürünlerini yesinler; şükretmezler mi?
36
سُبْحَٰنَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلْأَزْوَٰجَ كُلَّهَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ وَمِنْ أَنفُسِهِمْ وَمِمَّا لَا يَعْلَمُونَ
sübḥâne-lleẕî ḫaleḳa-l'ezvâce küllehâ mimmâ tümbitü-l'arḍu vemin enfüsihim vemimmâ lâ ya`lemûn.
Yerin yetiştirdiklerinden, kendilerinden ve daha bilmediklerinden çift çift yaratan Allah münezzehtir.
37
وَءَايَةٌۭ لَّهُمُ ٱلَّيْلُ نَسْلَخُ مِنْهُ ٱلنَّهَارَ فَإِذَا هُم مُّظْلِمُونَ
veâyetül lehümü-lleyl. nesleḫu minhü-nnehâra feiẕâ hüm mużlimûn.
Onlara bir delil de gecedir; gündüzü ondan sıyırırız da karanlıkta kalıverirler.
38
وَٱلشَّمْسُ تَجْرِى لِمُسْتَقَرٍّۢ لَّهَا ۚ ذَٰلِكَ تَقْدِيرُ ٱلْعَزِيزِ ٱلْعَلِيمِ
veşşemsü tecrî limüsteḳarril lehâ. ẕâlike taḳdîru-l`azîzi-l`alîm.
Güneş de yörüngesinde yürüyüp gitmektedir. Bu, güçlü ve bilgin olan Allah'ın kanunudur.
39
وَٱلْقَمَرَ قَدَّرْنَٰهُ مَنَازِلَ حَتَّىٰ عَادَ كَٱلْعُرْجُونِ ٱلْقَدِيمِ
velḳamera ḳaddernâhü menâzile ḥattâ `âde kel`urcûni-lḳadîm.
Ay için de sonunda kuru bir hurma dalına döneceği konaklar tayin etmişizdir.
40
لَا ٱلشَّمْسُ يَنۢبَغِى لَهَآ أَن تُدْرِكَ ٱلْقَمَرَ وَلَا ٱلَّيْلُ سَابِقُ ٱلنَّهَارِ ۚ وَكُلٌّۭ فِى فَلَكٍۢ يَسْبَحُونَ
le-şşemsü yembegî lehâ en tüdrike-lḳamera vele-lleylü sâbiḳu-nnehâr. veküllün fî felekiy yesbeḥûn.
Aya erişmek güneşe düşmez. Gece de gündüzü geçemez. Her biri bir yörüngede yürürler.
41
وَءَايَةٌۭ لَّهُمْ أَنَّا حَمَلْنَا ذُرِّيَّتَهُمْ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ
veâyetül lehüm ennâ ḥamelnâ ẕürriyyetehüm fi-lfülki-lmeşḥûn.
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
42
وَخَلَقْنَا لَهُم مِّن مِّثْلِهِۦ مَا يَرْكَبُونَ
veḫalaḳnâ lehüm mim miŝlihî mâ yerkebûn.
Onlara bir delil de: Soylarını dolu gemiyle taşımamız ve kendileri için bunun gibi daha nice binekler yaratmış olmamızdır.
43
وَإِن نَّشَأْ نُغْرِقْهُمْ فَلَا صَرِيخَ لَهُمْ وَلَا هُمْ يُنقَذُونَ
vein neşe' nugriḳhüm felâ ṣarîḫa lehüm velâ hüm yünḳaẕûn.
Dilesek, onları suda boğardık; ne yardımlarına koşan bulunur ve ne de kendileri kurtulabilirlerdi.
44
إِلَّا رَحْمَةًۭ مِّنَّا وَمَتَٰعًا إِلَىٰ حِينٍۢ
illâ raḥmetem minnâ vemetâ`an ilâ ḥîn.
Ama katımızdan bir rahmet ve bir süreye kadar geçinme olarak onları geri bıraktık.
45
وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱتَّقُوا۟ مَا بَيْنَ أَيْدِيكُمْ وَمَا خَلْفَكُمْ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-tteḳû mâ beyne eydîküm vemâ ḫalfeküm le`alleküm türḥamûn.
Onlara: "Geçmişinizden ve geleceğinizden sakının, belki acınırsınız" dendiği zaman yüz çevirirler.
46
وَمَا تَأْتِيهِم مِّنْ ءَايَةٍۢ مِّنْ ءَايَٰتِ رَبِّهِمْ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ
vemâ te'tîhim min âyetim min âyâti rabbihim illâ kânû `anhâ mü`riḍîn.
Zaten Rabbinin ayetlerinden herhangi biri kendilerine geldiğinde ondan hep yüz çeviregelmişlerdi.
47
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ أَنفِقُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَنُطْعِمُ مَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ أَطْعَمَهُۥٓ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِى ضَلَٰلٍۢ مُّبِينٍۢ
veiẕâ ḳîle lehüm enfiḳû mimmâ razeḳakümü-llâhü ḳâle-lleẕîne keferû lilleẕîne âmenû enuṭ`imü mel lev yeşâü-llâhü aṭ`ameh. in entüm illâ fî ḍalâlim mübîn.
Onlara: "Allah'ın size verdiği rızıktan sarfedin" denince inkar edenler inananlara: "Allah dileseydi doyurabileceği bir kimseyi biz mi doyuralım? Doğrusu siz apaçık bir sapıklıktasınız" derler.
48
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lva`dü in küntüm ṣâdiḳîn.
"Doğru sözlü iseniz bildirin bu vaad ne zamandır?" derler.
49
مَا يَنظُرُونَ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ تَأْخُذُهُمْ وَهُمْ يَخِصِّمُونَ
mâ yenżurûne illâ ṣayḥatev vâḥideten te'ḫuẕühüm vehüm yeḫiṣṣimûn.
Çekişip dururlarken kendilerini yakalayacak bir tek çığlığı beklerler.
50
فَلَا يَسْتَطِيعُونَ تَوْصِيَةًۭ وَلَآ إِلَىٰٓ أَهْلِهِمْ يَرْجِعُونَ
felâ yesteṭî`ûne tevṣiyetev velâ ilâ ehlihim yerci`ûn.
O zaman, artık ne vasiyet edebilirler ne de ailelerine dönebilirler.
51
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَإِذَا هُم مِّنَ ٱلْأَجْدَاثِ إِلَىٰ رَبِّهِمْ يَنسِلُونَ
venüfiḫa fi-ṣṣûri feiẕâ hüm mine-l'ecdâŝi ilâ rabbihim yensilûn.
Sura üflenince, kabirlerinden Rablerine koşarak çıkarlar.
52
قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَا مَنۢ بَعَثَنَا مِن مَّرْقَدِنَا ۜ ۗ هَٰذَا مَا وَعَدَ ٱلرَّحْمَٰنُ وَصَدَقَ ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâlû yâ veylenâ mem be`aŝenâ mim merḳadinâ. hâẕâ mâ ve`ade-rraḥmânü veṣadeḳa-lmürselûn.
"Vah halimize! Yattığımız yerden bizi kim kaldırdı?" derler. Onlara: "İşte Rahman olan Allah'ın vadettiği budur, peygamberler doğru söylemişlerdi" denir.
53
إِن كَانَتْ إِلَّا صَيْحَةًۭ وَٰحِدَةًۭ فَإِذَا هُمْ جَمِيعٌۭ لَّدَيْنَا مُحْضَرُونَ
in kânet illâ ṣayḥatev vâḥideten feiẕâ hüm cemî`ul ledeynâ muḥḍarûn.
Tek bir çığlık kopar, hepsi, hemen huzurumuza getirilmiş olur.
54
فَٱلْيَوْمَ لَا تُظْلَمُ نَفْسٌۭ شَيْـًۭٔا وَلَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
felyevme lâ tużlemü nefsün şey'ev velâ tüczevne illâ mâ küntüm ta`melûn.
Artık bugün kimseye hiçbir haksızlıkta bulunulmaz. İşlediklerinizden başkasıyla karşılık görmezsiniz.
55
إِنَّ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ ٱلْيَوْمَ فِى شُغُلٍۢ فَٰكِهُونَ
inne aṣḥâbe-lcennehi-lyevme fî şügulin fâkihûn.
Doğrusu bugün, cennetlikler eğlenceyle meşguldürler.
56
هُمْ وَأَزْوَٰجُهُمْ فِى ظِلَٰلٍ عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ مُتَّكِـُٔونَ
hüm veezvâcühüm fî żilâlin `ale-l'erâiki müttekiûn.
Onlar ve eşleri gölgeliklerde, tahtlar üzerine yaslanmışlardır.
57
لَهُمْ فِيهَا فَٰكِهَةٌۭ وَلَهُم مَّا يَدَّعُونَ
lehüm fîhâ fâkihetüv velehüm mâ yedde`ûn.
Orada meyveler ve her istedikleri onlarındır.
58
سَلَٰمٌۭ قَوْلًۭا مِّن رَّبٍّۢ رَّحِيمٍۢ
selâmün ḳavlem mir rabbir raḥîm.
Merhametli olan Rab katından onlara selam vardır.
59
وَٱمْتَٰزُوا۟ ٱلْيَوْمَ أَيُّهَا ٱلْمُجْرِمُونَ
vemtâzü-lyevme eyyühe-lmücrimûn.
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
60
۞ أَلَمْ أَعْهَدْ إِلَيْكُمْ يَٰبَنِىٓ ءَادَمَ أَن لَّا تَعْبُدُوا۟ ٱلشَّيْطَٰنَ ۖ إِنَّهُۥ لَكُمْ عَدُوٌّۭ مُّبِينٌۭ
elem a`hed ileyküm yâ benî âdeme el lâ ta`büdü-şşeyṭân. innehû leküm `adüvvüm mübîn.
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
61
وَأَنِ ٱعْبُدُونِى ۚ هَٰذَا صِرَٰطٌۭ مُّسْتَقِيمٌۭ
veeni-`büdûnî. hâẕâ ṣirâṭum müsteḳîm.
Allah şöyle buyurur: Ey suçlular! Bugün müminlerden ayrılın. Ey insanoğulları! Ben size, şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır, Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?
62
وَلَقَدْ أَضَلَّ مِنكُمْ جِبِلًّۭا كَثِيرًا ۖ أَفَلَمْ تَكُونُوا۟ تَعْقِلُونَ
veleḳad eḍalle minküm cibillen keŝîrâ. efelem tekûnû ta`ḳilûn.
And olsun ki, o sizden nice nesilleri saptırmıştı, akletmez miydiniz?
63
هَٰذِهِۦ جَهَنَّمُ ٱلَّتِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ
hâẕihî cehennemü-lletî küntüm tû`adûn.
İşte bu, size söz verilen cehennemdir.
64
ٱصْلَوْهَا ٱلْيَوْمَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ
iṣlevhe-lyevme bimâ küntüm tekfürûn.
Bugün, inkarcılığınıza karşılık oraya girin.
65
ٱلْيَوْمَ نَخْتِمُ عَلَىٰٓ أَفْوَٰهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَآ أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُم بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
elyevme naḫtimü `alâ efvâhihim vetükellimünâ eydîhim veteşhedü ercülühüm bimâ kânû yeksibûn.
İşte o gün ağızlarını mühürleriz, Bizimle elleri konuşur, ayakları da yaptıklarına şahidlik eder.
66
وَلَوْ نَشَآءُ لَطَمَسْنَا عَلَىٰٓ أَعْيُنِهِمْ فَٱسْتَبَقُوا۟ ٱلصِّرَٰطَ فَأَنَّىٰ يُبْصِرُونَ
velev neşâü leṭamesnâ `alâ a`yünihim festebeḳu-ṣṣirâṭa feennâ yübṣirûn.
Dilesek, gözlerini kör ederdik de yol bulmağa çalışırlardı. Nasıl görebilirlerdi?
67
وَلَوْ نَشَآءُ لَمَسَخْنَٰهُمْ عَلَىٰ مَكَانَتِهِمْ فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مُضِيًّۭا وَلَا يَرْجِعُونَ
velev neşâü lemesaḫnâhüm `alâ mekânetihim feme-steṭâ`û müḍiyyev velâ yerci`ûn.
Dilesek, onları oldukları yerde dondururduk da, ne ileri gidebilirler ve ne de geri dönebilirlerdi.
68
وَمَن نُّعَمِّرْهُ نُنَكِّسْهُ فِى ٱلْخَلْقِ ۖ أَفَلَا يَعْقِلُونَ
vemen nü`ammirhü nünekkishü fi-lḫalḳ. efelâ ya`ḳilûn.
Uzun ömürlü yaptığımızın hilkatini tersine çevirmişizdir. Akletmezler mi?
69
وَمَا عَلَّمْنَٰهُ ٱلشِّعْرَ وَمَا يَنۢبَغِى لَهُۥٓ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌۭ وَقُرْءَانٌۭ مُّبِينٌۭ
vemâ `allemnâhü-şşi`ra vemâ yembegî leh. in hüve illâ ẕikruv veḳur'ânüm mübîn.
Biz ona şiir öğretmedik, zaten ona gerekmezdi. Bu bir öğüt ve apaçık Kuran'dır.
70
لِّيُنذِرَ مَن كَانَ حَيًّۭا وَيَحِقَّ ٱلْقَوْلُ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ
liyünẕira men kâne ḥayyev veyeḥiḳḳa-lḳavlü `ale-lkâfirîn.
Diri olan kimseyi uyarsın ve verilen söz de inkarcıların aleyhine çıksın.
71
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا خَلَقْنَا لَهُم مِّمَّا عَمِلَتْ أَيْدِينَآ أَنْعَٰمًۭا فَهُمْ لَهَا مَٰلِكُونَ
evelem yerav ennâ ḫalaḳnâ lehüm mimmâ `amilet eydînâ en`âmen fehüm lehâ mâlikûn.
Kudretimizle kendileri için hayvanlar yarattığımızı görmezler mi? Onlara sahip olmaktadırlar.
72
وَذَلَّلْنَٰهَا لَهُمْ فَمِنْهَا رَكُوبُهُمْ وَمِنْهَا يَأْكُلُونَ
veẕellelnâhâ lehüm feminhâ rakûbühüm veminhâ ye'külûn.
Onları kendilerinin buyruğuna verdik; bindikleri de, etini yedikleri de vardır.
73
وَلَهُمْ فِيهَا مَنَٰفِعُ وَمَشَارِبُ ۖ أَفَلَا يَشْكُرُونَ
velehüm fîhâ menâfi`u vemeşârib. efelâ yeşkürûn.
Onlarda daha nice faydalar, içecekler vardır; şükretmezler mi?
74
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةًۭ لَّعَلَّهُمْ يُنصَرُونَ
vetteḫaẕû min dûni-llâhi âlihetel le`allehüm yünṣarûn.
Allah'ı bırakıp da, kendilerine yardımı dokunur diye, başka tanrılar edindiler.
75
لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَهُمْ وَهُمْ لَهُمْ جُندٌۭ مُّحْضَرُونَ
lâ yesteṭî`ûne naṣrahüm vehüm lehüm cündüm muḥḍarûn.
Oysa onlar yardım edemezler, ancak kendileri o tanrılara koruyuculuk için nöbet beklerler.
76
فَلَا يَحْزُنكَ قَوْلُهُمْ ۘ إِنَّا نَعْلَمُ مَا يُسِرُّونَ وَمَا يُعْلِنُونَ
felâ yaḥzünke ḳavlühüm. innâ na`lemü mâ yüsirrûne vemâ yü`linûn.
Bunların sözü seni üzmesin. Biz onların gizlediklerini de, açığa vurduklarını da şüphesiz biliriz.
77
أَوَلَمْ يَرَ ٱلْإِنسَٰنُ أَنَّا خَلَقْنَٰهُ مِن نُّطْفَةٍۢ فَإِذَا هُوَ خَصِيمٌۭ مُّبِينٌۭ
evelem yera-l'insânü ennâ ḫalaḳnâhü min nuṭfetin feiẕâ hüve ḫaṣîmüm mübîn.
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
78
وَضَرَبَ لَنَا مَثَلًۭا وَنَسِىَ خَلْقَهُۥ ۖ قَالَ مَن يُحْىِ ٱلْعِظَٰمَ وَهِىَ رَمِيمٌۭ
veḍarabe lenâ meŝelev venesiye ḫalḳah. ḳâle mey yuḥyi-l`iżâme vehiye ramîm.
İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmez mi ki hemen apaçık bir hasım kesilir ve kendi yaratılışını unutur da; "Çürümüş kemikleri kim yaratacak" diyerek, Bize misal vermeye kalkar?
79
قُلْ يُحْيِيهَا ٱلَّذِىٓ أَنشَأَهَآ أَوَّلَ مَرَّةٍۢ ۖ وَهُوَ بِكُلِّ خَلْقٍ عَلِيمٌ
ḳul yuḥyîhe-lleẕî enşeehâ evvele merrah. vehüve bikülli ḫalḳin `alîm.
De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir."
80
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُم مِّنَ ٱلشَّجَرِ ٱلْأَخْضَرِ نَارًۭا فَإِذَآ أَنتُم مِّنْهُ تُوقِدُونَ
elleẕî ce`ale leküm mine-şşeceri-l'aḫḍari nâran feiẕâ entüm minhü tûḳidûn.
Yaş ağaçtan size ateş çıkarandır. Ondan ateş yakarsınız.
81
أَوَلَيْسَ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِقَٰدِرٍ عَلَىٰٓ أَن يَخْلُقَ مِثْلَهُم ۚ بَلَىٰ وَهُوَ ٱلْخَلَّٰقُ ٱلْعَلِيمُ
eveleyse-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa biḳâdirin `alâ ey yaḫlüḳa miŝlehüm. belâ vehüve-lḫallâḳu-l`alîm.
Gökleri ve yeri yaratan, kendilerinin benzerini yaratmaya kadir olmaz mı? Elbette olur; çünkü O, yaratan ve bilendir.
82
إِنَّمَآ أَمْرُهُۥٓ إِذَآ أَرَادَ شَيْـًٔا أَن يَقُولَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ
innemâ emruhû iẕâ erâde şey'en ey yeḳûle lehû kün feyekûn.
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun buyruğu sadece, o şeye "Ol" demektir, hemen olur.
83
فَسُبْحَٰنَ ٱلَّذِى بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍۢ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
fesübḥâne-lleẕî biyedihî melekûtü külli şey'iv veileyhi türce`ûn.
Her şeyin hükümranlığı elinde olan ve sizin de kendisine döneceğiniz Allah münezzehtir.

Yasin Suresi Hakkında Her Şey

Yasin Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Yasin Suresi Tanıtımı

Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 36. suresi olup 83 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminde nazil olan bu sure, Hz. Peygamber (s.a.v.) tarafından "Kur'an'ın kalbi" olarak nitelendirilmiştir. Bu özel tanımlama, surenin Kur'an'daki merkezi konumunu ve içerdiği derin mesajları ifade etmektedir.

Yasin Suresi, adını ilk ayetindeki "Ya-Sin" harflerinden almıştır. Bu harfler, Kur'an-ı Kerim'de bulunan "huruf-u mukattaa" (kesik harfler) kategorisine dahildir ve kesin anlamları yalnızca Allah tarafından bilinmektedir. Bazı müfessirler "Ya-Sin" ifadesinin "Ey insan" anlamına geldiğini, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) hitap olduğunu belirtmişlerdir.

Yasin Suresi, İslam'ın üç temel esasını kapsamlı bir şekilde ele almaktadır: Tevhid (Allah'ın birliği ve O'nun eşsiz sıfatları), Risalet (Peygamberlik kurumu ve Hz. Muhammed'in peygamberliği), Ahiret (Ölümden sonra dirilme, hesap günü ve ebedi hayat).

Sure, özellikle ahiret hayatı ve ölümden sonra dirilme konusunu çarpıcı örnekler ve delillerle anlatmaktadır. Bu sebeple Müslümanlar arasında ölüm döşeğindeki kişilere ve vefat edenlerin ardından okunması gelenek haline gelmiştir.

Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 36. suresi, nüzul sırasına göre ise 41. suredir. 83 ayet, 729 kelime ve yaklaşık 3000 harften oluşmaktadır. Sure, 22. ve 23. cüzlerde yer almakta olup, 440. sayfadan itibaren başlamaktadır.

Bilinmesi Gerekenler

Yasin Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

Yasin Suresi, Müslümanlar arasında en çok okunan ve ezberlenen surelerden biridir. İşte bu mübarek sure hakkında bilinmesi gereken temel bilgiler.

Neden Kur'an'ın Kalbi Denilmiştir?

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir kalbi vardır, Kur'an'ın kalbi de Yasin'dir." (Tirmizi) Bu hadis, Yasin Suresi'nin önemini vurgular. Kalp nasıl vücudun merkezi ve hayat kaynağıysa, Yasin Suresi de Kur'an'ın merkezinde yer alan, onun özünü yansıtan bir suredir.

Alimlere göre Yasin'e "Kur'an'ın kalbi" denilmesinin sebepleri:

  • Tevhid, risalet ve ahiret gibi temel akaid konularını özlü bir şekilde içermesi
  • Allah'ın kudretinin çarpıcı delillerini sunması
  • Kalpleri yumuşatan ve iman nurunu artıran ayetler içermesi
  • Okunduğunda kalplere huzur ve sekinet vermesi

Surenin Yapısı

Sure, dört ana bölümden oluşmaktadır:

Giriş (1-12. Ayetler): Kur'an'ın vahiy oluşu, Hz. Peygamber'in risaleti ve insanların Kur'an karşısındaki tutumları.

Antakya Halkı Kıssası (13-32. Ayetler): Üç elçinin gönderildiği şehir halkı ve onların akıbeti.

Allah'ın Kudret Delilleri (33-44. Ayetler): Ölü toprağı dirilten Allah'ın kudreti, gece-gündüz, güneş-ay.

Ahiret Hayatı (45-83. Ayetler): Kıyamet sahneleri, hesap günü, cennet ve cehennem tasvirleri.

Yasin Suresi Ne Zaman Okunur?

Yasin Suresi, herhangi bir zamanda okunabilir. Ancak özellikle şu durumlarda okunması tavsiye edilmektedir:

  • Cuma geceleri
  • Ölüm döşeğindeki hastanın yanında
  • Vefat eden kişinin ardından
  • Kabir ziyaretlerinde
  • Sıkıntılı ve zor zamanlarda
  • Sabah namazından sonra

Huruf-u Mukattaa: Ya-Sin

Surenin başındaki "Ya-Sin" harfleri, Kur'an'daki kesik (mukattaa) harflerdendir. Bu harflerin anlamı hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüştür: Allah'ın isimlerinden biri olduğu, Hz. Peygamber'e "Ey insan!" anlamında hitap olduğu, Kur'an'ın mucizeviliğine dikkat çektiği, surenin adı olduğu.

Faziletleri ve Hadisler

Yasin Suresi'nin Faziletleri

Yasin Suresi'nin fazileti hakkında pek çok hadis-i şerif nakledilmiştir. Bu hadisler, surenin Müslümanlar için ne kadar değerli olduğunu ortaya koymaktadır.

Kur'an'ın Kalbi

Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Her şeyin bir kalbi vardır, Kur'an'ın kalbi de Yasin Suresi'dir. Kim Yasin'i okursa, Allah ona Kur'an'ı on kere okumuş gibi sevap yazar." (Tirmizi)

Ölülere Okuma

Hz. Peygamber (s.a.v.) buyurmuştur: "Ölülerinize (ölmek üzere olanlara) Yasin Suresi'ni okuyunuz." (Ebu Davud, İbn Mace) Bu hadis, Yasin Suresi'nin ölüm anındaki kişiye okunmasının müstehap olduğunu göstermektedir.

Alimler bunun hikmetini şöyle açıklamışlardır: Yasin Suresi'nde ahiret hayatının tasvirleri ve Allah'ın rahmetinin genişliği anlatılmaktadır. Bu ayetlerin okunması, can çekişen kişinin kalbine huzur verir ve son nefesini iman ile vermesine yardımcı olur.

Günahların Affı

Bir hadiste şöyle buyrulmuştur: "Kim gece Allah'ın rızasını isteyerek Yasin Suresi'ni okursa, günahları bağışlanır." (Darimi) Bu hadis, geceleri Yasin okumanın faziletini ortaya koymaktadır.

Hacetlerin Karşılanması

Hz. Peygamber (s.a.v.): "Kim sabahleyin Yasin Suresi'ni okursa, akşama kadar bütün hacetleri karşılanır." (Darimi) Bu hadis, Yasin Suresi'nin sabah vakitlerinde okunmasının bereketini ifade etmektedir.

Kabir Azabından Korunma

Rivayetlere göre Yasin Suresi'ni düzenli olarak okuyan kişi, kabir azabından korunur ve ahirette şefaat bulur. Bu sure, okuyanı dünya ve ahiret sıkıntılarından korur.

Cuma Gecesi Okuma

"Kim Cuma gecesi Yasin Suresi'ni okursa, mağfiret olunmuş olarak sabahlar." (İbn Sünnî) Bu hadis, özellikle Cuma gecelerinde Yasin okumanın faziletini vurgular.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Yasin Suresi'nin Nüzul Sebebi

Yasin Suresi, Mekke döneminde nazil olmuştur. Nüzul sırasına göre 41. sure olarak kabul edilmektedir. Surenin tam olarak ne zaman indirildiği kesin olarak bilinmemekle birlikte, bi'setin orta dönemlerinde (6-10. yıllar arası) indirildiği tahmin edilmektedir.

Tarihi Bağlam

Yasin Suresi'nin indiği dönemde Mekke'deki Müslümanlar zorlu bir süreçten geçiyordu. Kureyş müşrikleri:

  • Hz. Peygamber'i (s.a.v.) yalancılıkla itham ediyordu
  • Kur'an'ın vahiy olmadığını, şiir veya sihir olduğunu iddia ediyordu
  • Ahiret hayatını ve ölümden sonra dirilmeyi inkar ediyordu
  • Müslümanlara sosyal ve ekonomik baskı uyguluyordu

İşte böyle bir ortamda Yasin Suresi, müşriklerin inkâr ettikleri konuları güçlü delillerle ortaya koymuş ve Müslümanlara moral vermiştir.

Belirli Ayetlerin Nüzul Sebepleri

7-10. Ayetler: Ebu Cehil'in "Muhammed'i namaz kılarken görürsem başını ezeceğim" demesi üzerine nazil olmuştur. Bu ayetler, Hz. Peygamber'i (s.a.v.) koruma altına almış ve düşmanlarının ona zarar veremeyeceğini bildirmiştir.

13-32. Ayetler (Antakya Kıssası): Kureyş müşriklerinin önceki kavimlerin akıbetinden ibret almaları için nazil olmuştur. Bu kıssa, peygamberleri yalanlayan toplumların sonunu anlatarak Mekkelileri uyarmaktadır.

78-79. Ayetler: Ubey bin Halef'in çürümüş bir kemik getirip "Bunu kim diriltebilir?" demesi üzerine nazil olmuştur. Bu ayetler, Allah'ın her şeyi yaratmaya kadir olduğunu vurgular.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Yasin Suresi'nin Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Yasin Suresi, çeşitli konuları işleyen ve tarihi bir kıssa içeren zengin bir suredir.

Kur'an'ın Vahiy Oluşu ve Hz. Peygamber'in Risaleti (1-12. Ayetler)

Surenin girişinde Kur'an-ı Kerim'in hikmet dolu bir kitap olduğu, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) gönderilmiş peygamberlerden olduğu ve doğru yol üzere bulunduğu bildirilmektedir. Ayrıca inkârcıların durumu tasvir edilmektedir.

Ashab-ı Karye Kıssası - Antakya Halkı (13-32. Ayetler)

Bu bölümde bir şehre gönderilen üç elçinin hikâyesi anlatılmaktadır. Müfessirlerin çoğunluğuna göre bu şehir Antakya'dır. Kıssanın özeti:

  • Allah, o şehre iki elçi gönderir
  • Halk onları yalanlar
  • Üçüncü bir elçi gönderilir
  • Halk yine inanmaz
  • Şehrin en uzak yerinden bir adam (Habib-i Neccar) gelir
  • Bu adam halka iman etmelerini söyler
  • Halk onu şehit eder
  • Adam cennete girer ve kavminin hidayetini diler
  • Bir sayha (ses) ile şehir halkı helak edilir

Bu kıssa, peygamberleri yalanlayan toplumların akıbetini gözler önüne sermektedir.

Allah'ın Kudret Delilleri (33-44. Ayetler)

Bu bölümde Allah'ın varlığının ve kudretinin delilleri sıralanmaktadır:

  • Ölü Toprağı Diriltmesi: "Ölü toprak onlar için bir delildir. Biz onu dirilttik, oradan taneler çıkardık, onlar ondan yiyorlar."
  • Gece ve Gündüz: "Gece de onlar için bir delildir. Ondan gündüzü sıyırıp çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlık içindeler."
  • Güneş ve Ay: "Güneş, kendisi için (belirlenen) bir karar yerine doğru akıp gitmektedir."
  • Gemiler: "Onların zürriyetlerini dolu gemide taşımamız da onlar için bir delildir."

Kıyamet Sahneleri (51-65. Ayetler)

Sur'a üflenişi, kabirlerden kalkış, hesap yeri, cennet nimetleri ve cehennem azabı tasvir edilmektedir: "Sur'a üflenecek, bir de bakarsın kabirlerden Rablerine koşuyorlar."

Allah'ın Yaratma Kudreti (69-83. Ayetler)

Surenin sonunda Hz. Peygamber'in şair olmadığı, Kur'an'ın açık bir uyarı olduğu belirtilir. Allah'ın her şeyi yaratmaya kadir olduğu, "Ol" demesiyle her şeyin oluverdiği vurgulanır: "Bir şeyi dilediğinde, O'nun buyruğu sadece 'Ol' demektir; hemen oluverir."

Kapsamlı Tefsir Özeti

Yasin Suresi Tefsir Özeti

Ya-Sin ve Hikmetli Kur'an (1-2. Ayetler)

"Ya-Sin" huruf-u mukattaa'dandır. Bu harflerin kesin anlamı Allah katındadır. Bazı müfessirler bunun "Ey insan!" anlamında Hz. Peygamber'e hitap olduğunu söyler. "Hikmet dolu Kur'an" ifadesi, Kur'an'ın her ayetinin hikmet içerdiğini, boş söz bulunmadığını vurgular.

Hz. Peygamber'in Risaleti (3-4. Ayetler)

"Sen elbette gönderilmiş peygamberlerdensin. Dosdoğru bir yol üzerindesin." Bu ayetler, Hz. Muhammed'in (s.a.v.) peygamberliğini teyit eder. Müşriklerin "Sen peygamber değilsin" iddialarına cevap verir. "Sırat-ı müstakim" (doğru yol), İslam'dır.

İnkârcıların Durumu (8. Ayet)

"Biz onların boyunlarına halkalar geçirdik..." Bu ayet, inkârcıların durumunu tasvir eder. Onların kalpleri mühürlenmiş, hakikati göremez hale gelmişlerdir. Bu, fiziksel bir bağ değil, manevi bir körlüktür.

Ashab-ı Karye Kıssası (13-32. Ayetler)

Bu kıssa, peygamberleri yalanlayan bir şehrin (muhtemelen Antakya) hikâyesini anlatır. Önemli dersler içerir:

Habib-i Neccar: Şehrin en uzak köşesinden gelen bu mümin adam, halkı uyarmaya çalışır. "Sizden ücret istemeyen bu elçilere uyun" der. Halk onu şehit eder.

Şehadetin Mükâfatı: Habib-i Neccar cennete girer ve "Keşke kavmim bilseydi" der. Bu, gerçek müminin kavmine olan şefkatini gösterir.

İlahi Ceza: Allah, şehir halkını bir sayha (korkunç ses) ile helak eder.

Allah'ın Kudret Delilleri (33-44. Ayetler)

Bu bölüm, ahireti inkâr edenlere cevap niteliğindedir. Ölü toprağı diriltip ondan ürünler çıkaran Allah, insanı da diriltmeye kadirdir. Gece-gündüz, güneş-ay'ın düzenli değişimi, Allah'ın kâinattaki tasarrufunun delilidir.

Kün Feyekün - Ol Der Oluverir (82. Ayet)

Bu ayet, Allah'ın mutlak kudretini ifade eder. O, bir şeyi dilediğinde sadece "Ol" der ve o şey hemen oluverir. Bu, yaratmanın Allah için ne kadar kolay olduğunu gösterir.

Surenin Son Ayeti (83. Ayet)

"Her şeyin melekûtu (hükümranlığı) elinde olan Allah'ın şanı ne yücedir! Siz de O'na döndürüleceksiniz." Surenin son ayeti, Allah'ı tenzih eder ve O'nun mutlak hâkimiyetini vurgular.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
36
Sure Numarası
83
Ayet Sayısı
36
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
22
Cüz
440
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Yasin Suresi Sayısal Bilgiler

Yasin Suresi, Kur'an-ı Kerim'in en çok okunan surelerinden biridir.

Surenin Bölümleri

  • Giriş ve Risalet (1-12): 12 ayet
  • Ashab-ı Karye Kıssası (13-32): 20 ayet
  • Kudret Delilleri (33-44): 12 ayet
  • İnkârcıların Durumu (45-50): 6 ayet
  • Kıyamet Sahneleri (51-68): 18 ayet
  • Sonuç ve Tevhid (69-83): 15 ayet

Surede Geçen Önemli Kavramlar

  • "Ayet" (delil, işaret) kelimesi: 10 kez
  • "Rabb" kelimesi: 5 kez
  • Allah'ın kudret fiilleri: 20'den fazla
  • Cennet ve cehennem tasvirleri: 15+ ayet

Okuma Süresi

  • Orta hızda okuma: 10-12 dakika
  • Tecvidli yavaş okuma: 15-20 dakika
  • Ezbere okuma: 8-10 dakika

Karşılaştırmalı Veriler

  • Kur'an'daki 114 sureden 36. sırada
  • Mekki sureler içinde orta uzunlukta
  • 83 ayetiyle en çok ayet içeren surelerden biri değil ama en çok okunanlardan
Sık Sorulan Sorular (SSS)
Yasin Suresi kaç ayettir?
Yasin Suresi 83 ayetten oluşmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 36. suresidir ve Mekke'de nazil olmuştur. 22. ve 23. cüzlerde yer almaktadır.
Yasin Suresi neden Kur'an'ın kalbi olarak adlandırılmıştır?
Hz. Peygamber (s.a.v.) "Her şeyin bir kalbi vardır, Kur'an'ın kalbi de Yasin'dir" buyurmuştur. Çünkü bu sure, İslam'ın üç temel esası olan tevhid, risalet ve ahireti kapsamlı şekilde ele almaktadır.
Yasin Suresi ne zaman okunmalıdır?
Yasin Suresi her zaman okunabilir. Özellikle Cuma geceleri, sabah namazından sonra, ölüm döşeğindeki hastanın yanında ve vefat edenlerin ardından okunması tavsiye edilmektedir.
Yasin Suresi ölülere okunur mu?
Evet, Hz. Peygamber (s.a.v.) "Ölülerinize Yasin okuyunuz" buyurmuştur. Bu hadis, hem ölüm döşeğindeki kişiye hem de vefat edenlerin ardından okunmasını kapsar.
Yasin Suresi'nin fazileti nedir?
Yasin Suresi'ni okuyan kişiye Kur'an'ı on kere okumuş gibi sevap yazılır. Gece okuyan kişinin günahları bağışlanır. Sabah okuyanın hacetleri karşılanır.
Yasin Suresi'ndeki kıssa nedir?
Yasin Suresi'nde Ashab-ı Karye (Antakya halkı) kıssası anlatılır. Üç elçinin gönderildiği şehir halkı onları yalanlar ve Habib-i Neccar adlı mümin adam hariç hepsi helak edilir.
Ya-Sin harfleri ne anlama gelir?
Ya-Sin, Kur'an'daki huruf-u mukattaa'dandır. Kesin anlamı Allah katındadır. Bazı müfessirler "Ey insan!" anlamında Hz. Peygamber'e hitap olduğunu söyler.
Yasin Suresi hangi cüzde yer alır?
Yasin Suresi, 22. cüzün sonunda başlayıp 23. cüzün başında devam eder. Mushafta 440. sayfadan itibaren yer almaktadır.
Yasin Suresi'nin ana konuları nelerdir?
Yasin Suresi'nin ana konuları: Hz. Peygamber'in risaleti, Ashab-ı Karye kıssası, Allah'ın kudret delilleri, kıyamet sahneleri, cennet ve cehennem tasvirleri, Allah'ın yaratma kudretidir.
Yasin Suresi Mekki midir Medeni midir?
Yasin Suresi Mekki bir suredir, yani Hicret'ten önce Mekke döneminde indirilmiştir. Nüzul sırasına göre 41. suredir.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00