سُورَةُ الوَاقِعَةِ

Vakıa Suresi

96 Ayet Mekki 56. Nüzul Sırası 27. Cüz
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ
iẕâ veḳa`ati-lvâḳi`ah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
2
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ
leyse livaḳ`atihâ kâẕibeh.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
3
خَافِضَةٌۭ رَّافِعَةٌ
ḫâfiḍatür râfi`ah.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
4
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّۭا
iẕâ rucceti-l'arḍu raccâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
5
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّۭا
vebüsseti-lcibâlü bessâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
6
فَكَانَتْ هَبَآءًۭ مُّنۢبَثًّۭا
fekânet hebâem mümbeŝŝâ.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
7
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًۭا ثَلَٰثَةًۭ
veküntüm ezvâcen ŝelâŝeh.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
8
فَأَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ
feaṣḥâbü-lmeymeneti mâ aṣḥâbü-lmeymeneh.
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
9
وَأَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ
veaṣḥâbü-lmeş'emeti mâ aṣḥâbü-lmeş'emeh.
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
10
وَٱلسَّٰبِقُونَ ٱلسَّٰبِقُونَ
vessâbiḳûne-ssâbiḳûn.
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
11
أُو۟لَٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ
ülâike-lmüḳarrabûn.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
12
فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
fî cennâti-nne`îm.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
13
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
14
وَقَلِيلٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veḳalîlüm mine-l'âḫirîn.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
15
عَلَىٰ سُرُرٍۢ مَّوْضُونَةٍۢ
`alâ sürurim mevḍûneh.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
16
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَٰبِلِينَ
müttekiîne `aleyhâ müteḳâbilîn.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
17
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌۭ مُّخَلَّدُونَ
yeṭûfü `aleyhim vildânüm müḫalledûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
18
بِأَكْوَابٍۢ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍۢ مِّن مَّعِينٍۢ
biekvâbiv veebârîḳa veke'sim mim me`în.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
19
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ
lâ yüṣadde`ûne `anhâ velâ yünzifûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
20
وَفَٰكِهَةٍۢ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ
vefâkihetim mimmâ yeteḫayyerûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
21
وَلَحْمِ طَيْرٍۢ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
velaḥmi ṭayrim mimmâ yeştehûn.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
22
وَحُورٌ عِينٌۭ
veḥûrun `în.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
23
كَأَمْثَٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ
keemŝâli-llü'lüi-lmeknûn.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
24
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
cezâem bimâ kânû ya`melûn.
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
25
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًۭا وَلَا تَأْثِيمًا
lâ yesme`ûne fîhâ lagvev velâ te'ŝîmâ.
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
26
إِلَّا قِيلًۭا سَلَٰمًۭا سَلَٰمًۭا
illâ ḳîlen selâmen selâmâ.
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
27
وَأَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلْيَمِينِ
veaṣḥâbü-lyemîni mâ aṣḥâbü-lyemîn.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
28
فِى سِدْرٍۢ مَّخْضُودٍۢ
fî sidrim maḫḍûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
29
وَطَلْحٍۢ مَّنضُودٍۢ
veṭalḥim menḍûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
30
وَظِلٍّۢ مَّمْدُودٍۢ
veżillim memdûd.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
31
وَمَآءٍۢ مَّسْكُوبٍۢ
vemâim meskûb.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
32
وَفَٰكِهَةٍۢ كَثِيرَةٍۢ
vefâkihetin keŝîrah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
33
لَّا مَقْطُوعَةٍۢ وَلَا مَمْنُوعَةٍۢ
lâ maḳṭû`ativ velâ memnû`ah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
34
وَفُرُشٍۢ مَّرْفُوعَةٍ
vefüruşim merfû`ah.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
35
إِنَّآ أَنشَأْنَٰهُنَّ إِنشَآءًۭ
innâ enşe'nâhünne inşââ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
36
فَجَعَلْنَٰهُنَّ أَبْكَارًا
fece`alnâhünne ebkârâ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
37
عُرُبًا أَتْرَابًۭا
`uruben etrâbâ.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
38
لِّأَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
liaṣḥâbi-lyemîn.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
39
ثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ
ŝülletüm mine-l'evvelîn.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
40
وَثُلَّةٌۭ مِّنَ ٱلْءَاخِرِينَ
veŝülletüm mine-l'âḫirîn.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
41
وَأَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَٰبُ ٱلشِّمَالِ
veaṣḥâbü-şşimâli mâ aṣḥâbü-şşimâl.
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
42
فِى سَمُومٍۢ وَحَمِيمٍۢ
fî semûmiv veḥamîm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
43
وَظِلٍّۢ مِّن يَحْمُومٍۢ
veżillim miy yaḥmûm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
44
لَّا بَارِدٍۢ وَلَا كَرِيمٍ
lâ bâridiv velâ kerîm.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
45
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ
innehüm kânû ḳable ẕâlike mütrafîn.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
46
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ
vekânû yüṣirrûne `ale-lḥinŝi-l`ażîm.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
47
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًۭا وَعِظَٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ
vekânû yeḳûlûne eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbev ve`iżâmen einnâ lemeb`ûŝûn.
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
48
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ
eveâbâüne-l'evvelûn.
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
49
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْءَاخِرِينَ
ḳul inne-l'evvelîne vel'âḫirîn.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
50
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَٰتِ يَوْمٍۢ مَّعْلُومٍۢ
lemecmû`ûne ilâ mîḳâti yevmim ma`lûm.
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
51
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ
ŝümme inneküm eyyühe-ḍḍâllûne-lmükeẕẕibûn.
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
52
لَءَاكِلُونَ مِن شَجَرٍۢ مِّن زَقُّومٍۢ
leâkilûne min şecerim min zeḳḳûm.
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
53
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ
femâliûne minhe-lbüṭûn.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
54
فَشَٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ
feşâribûne `aleyhi mine-lḥamîm.
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
55
فَشَٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ
feşâribûne şürbe-lhîm.
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
56
هَٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ
hâẕâ nüzülühüm yevme-ddîn.
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
57
نَحْنُ خَلَقْنَٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ
naḥnü ḫalaḳnâküm felevlâ tüṣaddiḳûn.
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
58
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ
eferaeytüm mâ tümnûn.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
59
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَٰلِقُونَ
eentüm taḫlüḳûnehû em naḥnü-lḫâliḳûn.
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
60
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
naḥnü ḳaddernâ beynekümü-lmevte vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
61
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ
`alâ en nübeddile emŝâleküm venünşieküm fî mâ lâ ta`lemûn.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
62
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ
veleḳad `alimtümü-nneş'ete-l'ûlâ felevlâ teẕekkerûn.
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
63
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ
eferaeytüm mâ taḥruŝûn.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
64
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ
eentüm tezra`ûnehû em naḥnü-zzâri`ûn.
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
65
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَٰهُ حُطَٰمًۭا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ
lev neşâü lece`alnâhü ḥuṭâmen feżaltüm tefekkehûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
66
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ
innâ lemugramûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
67
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
bel naḥnü maḥrûmûn.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
68
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ
eferaeytümü-lmâe-lleẕî teşrabûn.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
69
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ
eentüm enzeltümûhü mine-lmüzni em naḥnü-lmünzilûn.
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
70
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَٰهُ أُجَاجًۭا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ
lev neşâü ce`alnâhü ücâcen felevlâ teşkürûn.
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
71
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ
eferaeytümü-nnâra-lletî tûrûn.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
72
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ
eentüm enşe'tüm şeceratehâ em naḥnü-lmünşiûn.
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
73
نَحْنُ جَعَلْنَٰهَا تَذْكِرَةًۭ وَمَتَٰعًۭا لِّلْمُقْوِينَ
naḥnü ce`alnâhâ teẕkiratev vemetâ`al lilmuḳvîn.
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
74
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
75
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ
felâ uḳsimü bimevâḳi`i-nnücûm.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
76
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌۭ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ
veinnehû leḳasemül lev ta`lemûne `ażîm.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
77
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌۭ كَرِيمٌۭ
innehû leḳur'ânün kerîm.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
78
فِى كِتَٰبٍۢ مَّكْنُونٍۢ
fî kitâbim meknûn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
79
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ
lâ yemessühû ille-lmüṭahherûn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
80
تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlüm mir rabbi-l`âlemîn.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
81
أَفَبِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ
efebihâẕe-lḥadîŝi entüm müdhinûn.
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
82
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ
vetec`alûne rizḳaküm enneküm tükeẕẕibûn.
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
83
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ
felevlâ iẕâ belegati-lḥulḳûm.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
84
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍۢ تَنظُرُونَ
veentüm ḥîneiẕin tenżurûn.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
85
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ
venaḥnü aḳrabü ileyhi minküm velâkil lâ tübṣirûn.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
86
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ
felevlâ in küntüm gayra medînîn.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
87
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
terci`ûnehâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
88
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ
feemmâ in kâne mine-lmüḳarrabîn.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
89
فَرَوْحٌۭ وَرَيْحَانٌۭ وَجَنَّتُ نَعِيمٍۢ
feravḥuv verayḥânüv vecennâtü ne`îm.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
90
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
veemmâ in kâne min aṣḥâbi-lyemîn.
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
91
فَسَلَٰمٌۭ لَّكَ مِنْ أَصْحَٰبِ ٱلْيَمِينِ
feselâmül leke min aṣḥâbi-lyemîn.
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
92
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ
veemmâ in kâne mine-lmükeẕẕibîne-ḍḍâllîn.
Eğer, sapık yalancılardan ise,
93
فَنُزُلٌۭ مِّنْ حَمِيمٍۢ
fenüzülüm min ḥamîm.
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
94
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
vetaṣliyetü ceḥîm.
Cehenneme sokulur.
95
إِنَّ هَٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ
inne hâẕâ lehüve ḥaḳḳu-lyeḳîn.
Doğrusu kesin gerçek budur.
96
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ
fesebbiḥ bismi rabbike-l`ażîm.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.

Vakıa Suresi Hakkında Her Şey

Vakıa Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Vakıa Suresi Tanıtımı

Vakıa Suresi Nedir?

Vakıa Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 56. suresi olup 96 ayetten oluşmaktadır. Mushafta 27. cüzde yer alan bu sure, 534. sayfadan başlamaktadır. Mekke döneminde indirilmiş olup Mekkî bir suredir.

Surenin adı olan "Vakıa" (الواقعة), Arapça'da "olan, meydana gelen, gerçekleşen" anlamına gelir ve Kıyamet gününe işaret etmektedir. İlk ayette geçen bu kelime, kaçınılmaz olarak gerçekleşecek olan büyük olayı, yani kıyameti simgelemektedir.

Surenin ana teması ahiret, kıyamet ve hesap günüdür. Bu surede insanlığın kıyamet gününde üç büyük gruba ayrılacağı bildirilmektedir: öne geçenler (Sabikun), sağ taraftakiler (Ashab-ı Meymene) ve sol taraftakiler (Ashab-ı Meş'eme). Sure, cennetin nimetleri ve cehennemin azaplarını canlı tasvirlerle gözler önüne sererek insanı düşünmeye ve sorumluluğunu idrak etmeye davet eder.

Bilinmesi Gerekenler

Vakıa Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Adının Anlamı: "Vakıa" kelimesi Arapça'da "olan, meydana gelen" demektir ve kıyameti ifade eder; surenin ilk ayetinde geçmektedir.
  • Kur'an'daki Yeri: Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir; 27. cüzde yer alır ve mushafta 534. sayfadan başlar.
  • İniş Dönemi: Mekkî sure olup Mekke döneminde, İslam'ın ilk yıllarında indirilmiştir. Nüzul sırası itibarıyla 56. sırada yer aldığı rivayet edilmektedir.
  • Ayet Sayısı: Sure, toplam 96 ayetten oluşmaktadır.
  • Ana Konusu: Kıyamet gününde insanların üç gruba ayrılması (Sabikun, Ashab-ı Meymene, Ashab-ı Meş'eme), cennet nimetleri ve cehennem azabı ile Kur'an'ın hak kitap olduğunun vurgulanması.
  • Fazileti: İbn Mesud (r.a.)'dan gelen rivayetlerde bu surenin faziletine dair ifadeler yer almaktadır; rivayetlerin dereceleri farklılık gösterse de surenin ahiret bilinciyle okunmasının önemi üzerinde durulmuştur.
Faziletleri ve Hadisler

Hz. Peygamber (s.a.v.): 'Kim her gece Vakıa suresini okursa fakirlik görmez.' buyurmuştur (zayıf hadis). Sabikun (öncüler) övülür.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Kıyamet gerçeğini ve insanların ahiretteki durumlarını açıklamak için indirilmiştir.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Vakıa Suresi'nin Ana Konuları ve Mesajı

Vakıa Suresi, insanlığı derinden sarsan büyük gerçeklerle açılır. Surenin temel mesajı şudur: Kıyamet, mutlaka gerçekleşecek olan kaçınılmaz bir olaydır; kimse onu inkâr edemez ve önüne geçemez. O büyük gün geldiğinde yeryüzü sarsılacak, dağlar ufalanıp toz haline gelecek ve tüm insanlık üç ayrı grupta toplanacaktır.

Bu üçlü sınıflandırma surenin iskeletini oluşturur. Sabikun (öne geçenler), iman ve amelde zirvede olan, Allah'a en yakın kişilerdir. Ashab-ı Meymene (sağ taraftakiler), kurtuluşa erenler olup büyük bir topluluğu oluştururlar. Ashab-ı Meş'eme (sol taraftakiler) ise inkâr ve isyanda ısrar edenlerdir. Sure, her grubun ahiretteki durumunu — cennetin sonsuz nimetlerini ve cehennemin ağır azabını — son derece canlı ve etkileyici bir üslupla aktarır.

Surenin orta bölümünde odak noktası Allah'ın kudretine dair evrensel delillere kayar. İnsanın yaratılışı, toprağın bitkileri yetiştirmesi, yağmur suyunun indirilmesi ve ateşin var edilmesi gibi doğa gerçekleri üzerinden Allah'ın sonsuz gücüne ve nimetlerine dikkat çekilir; şükür ve iman pekiştirilir.

Surenin son bölümünde ise Kur'an'ın yüceliği ve kutsallığı ilan edilir. Ölüm anında aciz kalan insanın tablosu çizilerek hesap gerçeği hatırlatılır ve sure, insanları Allah'ı tenzih etmeye davet ederek kapanır. Böylece Vakıa Suresi'nin genel mesajı, insanı hem gaflet uykusundan uyandırmak hem de onu umudu kesmeden sorumluluğunu idrak etmeye yönlendirmektir.

Kapsamlı Tefsir Özeti

Vakıa Suresi Tefsiri ve Ayet Ayet Özeti

Kıyametin Başlaması ve İnsanların Üç Gruba Ayrılması (1-12. ayetler)

Sure, Kıyametin kaçınılmaz gerçekliğini haber vererek başlar. "O gerçekleştiği zaman, oluşunu kimse yalanlayamaz" (1-2. ayetler) ifadesiyle kıyametin kesin hakikati ilan edilir. Yerin sarsılması ve dağların paramparça olmasından sonra insanlar üç gruba ayrılır: Allah'a en yakın olan Sabikun, kurtuluşa eren Ashab-ı Meymene ve hüsrana uğrayan Ashab-ı Meş'eme.

Sabikun'un ve Ashab-ı Meymene'nin Cennetteki Nimeti (13-40. ayetler)

Öne geçenlerin büyük çoğunluğunun önceki ümmetlerden, azının ise sonrakilerden olacağı bildirilir. Onlar için altın işlemeli tahtlar, bol yiyecek-içecek ve huzurlu sohbet ortamları tasvir edilir. Sağ taraftakiler için de benzer cennet nimetleri anlatılır; her iki grup da ilahi rızaya ulaşmanın mutluluğuyla betimlenir.

Ashab-ı Meş'eme'nin Durumu ve Cehennem Azabı (41-56. ayetler)

Sol taraftakilerin, yani inkârcıların ahiretteki korkunç halleri aktarılır. Onlar kavurucu sıcak, kaynar su ve kapkara bir duman içinde kalacaklardır. Bu azap, dünyada yaşadıkları nankörlük ve aşırılıkların bir sonucu olarak sunulur.

Allah'ın Kudretine Dair Deliller (57-74. ayetler)

Bu bölümde insanın yaratılışı, toprağın tarım için hazırlanması, yağmur suyunun indirilmesi ve ateşin var edilmesi gibi evrensel gerçekler üzerinden Allah'ın sonsuz gücü ispat edilir. Bu deliller hem şükrü hem de imanı pekiştirmeye yöneliktir.

Kur'an'ın Yüceliği ve Surenin Kapanışı (75-96. ayetler)

Sure, Kur'an'ın değerini ve yüceliğini vurgulayan güçlü ayetlerle kapanır. "O, korunmuş bir Kitap'tadır; tertemiz olanlardan başkası ona el süremez" mealindeki ayetler Kur'an'ın kutsallığını ilan eder. Ölüm anında can çekişen insanın aciz kalışı tasvir edilir ve insanlar iman eden, yalanlayan ya da münafık olarak üçe ayrılarak sure, Allah'ı tesbih emriyle son bulur.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
56
Sure Numarası
96
Ayet Sayısı
56
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
27
Cüz
534
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Vakıa Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 56. suresi olup toplam 96 ayetten oluşmaktadır. Mekkî bir sure olan Vakıa, 27. cüzde yer almakta ve mushafın 534. sayfasında başlamaktadır. Nüzul sırası itibarıyla 56. sırada indirildiği kabul edilmektedir. Sure, orta uzunlukta olmakla birlikte içerik yoğunluğu ve üslup gücüyle Kur'an'ın en etkileyici surelerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)
Vakıa Suresi kaç ayetten oluşmaktadır?
Vakıa Suresi, toplam 96 ayetten oluşmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 56. suresidir ve 27. cüzde yer almaktadır.
Vakıa ne anlama gelmektedir?
"Vakıa" kelimesi Arapça'da "olan, meydana gelen, gerçekleşen" anlamına gelir. Surenin adı, kaçınılmaz olarak gerçekleşecek olan kıyamet gününe işaret etmektedir.
Vakıa Suresi Mekkî mi yoksa Medenî midir?
Vakıa Suresi, Mekkî bir suredir. Yani Hz. Peygamber (s.a.v.)'in Mekke döneminde, Medine'ye hicret etmeden önce indirilmiştir.
Vakıa Suresi hangi cüzdedir?
Vakıa Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 27. cüzündedir. Mushafta 534. sayfadan itibaren yer almaktadır.
Vakıa Suresi'nin ana konusu nedir?
Surenin ana konusu kıyamet günüdür. O gün insanların üç gruba ayrılacağı anlatılır: öne geçenler (Sabikun), sağ taraftakiler (Ashab-ı Meymene) ve sol taraftakiler (Ashab-ı Meş'eme). Cennet nimetleri ve cehennem azabı canlı tasvirlerle aktarılır. Surenin sonunda Kur'an'ın yüceliği ve Allah'ın kudretine dair deliller sunulur.
Vakıa Suresi'nde bahsedilen üç grup kimlerdir?
Vakıa Suresi, insanları kıyamette üç gruba ayırır: (1) Sabikun (öne geçenler): İman ve amelde zirvede olan, Allah'a en yakın kişiler; (2) Ashab-ı Meymene (sağ taraftakiler): Kurtuluşa erenler; (3) Ashab-ı Meş'eme (sol taraftakiler): İnkâr ve isyanda ısrar edenler. Her grubun ahiretteki durumu ayrıntılı biçimde aktarılmaktadır.
Vakıa Suresi'nin fazileti hakkında ne söylenmiştir?
İbn Mesud (r.a.)'dan nakledilen bazı rivayetlerde Vakıa Suresi'nin faziletine dair ifadeler yer almaktadır. Rivayetlerin dereceleri farklılık gösterse de bu surenin ahiret bilinci ve derin bir düşünceyle okunmasının önemine klasik kaynaklarda dikkat çekilmiştir. Surenin içeriği itibarıyla insanı ölümü ve hesabı hatırlatması en büyük fazileti olarak değerlendirilebilir.
Vakıa Suresi nasıl ve ne zaman okunmalıdır?
Vakıa Suresi namaz vakitlerinde ve gece okumalarında sıkça tercih edilen sureler arasındadır. Dini literatürde özellikle yatmadan önce okunmasına dair teşvik edici rivayetler bulunmakla birlikte bu rivayetlerin derecelerine dair farklı değerlendirmeler mevcuttur. Her halükarda surenin ahiret ve hesap bilincini tazelemek amacıyla düzenli olarak okunması tavsiye edilmektedir.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00