سُورَةُ الجَاثِيَةِ

Casiye Suresi

37 Ayet Mekki 45. Nüzul Sırası 25. Cüz
Hafızlık Modu
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
ḥâ-mîm.
Ha, Mim.
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ مِنَ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ
tenzîlü-lkitâbi mine-llâhi-l`azîzi-lḥakîm.
Kitap'ın indirilmesi, güçlü ve Hakim olan Allah katındandır.
3
إِنَّ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ لَءَايَٰتٍۢ لِّلْمُؤْمِنِينَ
inne fi-ssemâvâti vel'arḍi leâyâtil lilmü'minîn.
Göklerde ve yerde inananlara nice dersler vardır.
4
وَفِى خَلْقِكُمْ وَمَا يَبُثُّ مِن دَآبَّةٍ ءَايَٰتٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
vefî ḫalḳiküm vemâ yebüŝŝü min dâbbetin âyâtül liḳavmiy yûḳinûn.
Ey insanlar! Sizin yaratılmanızda ve canlıların yeryüzünde yayılmasında, kesin olarak inanan kimseler için ibretler vardır.
5
وَٱخْتِلَٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ وَمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مِن رِّزْقٍۢ فَأَحْيَا بِهِ ٱلْأَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَتَصْرِيفِ ٱلرِّيَٰحِ ءَايَٰتٌۭ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ
vaḫtilâfi-lleyli vennehâri vemâ enzele-llâhü mine-ssemâi mir rizḳin feaḥyâ bihi-l'arḍa ba`de mevtihâ vetaṣrîfi-rriyâḥi âyâtül liḳavmiy ya`ḳilûn.
Gece ile gündüzün birbiri ardından gelmesinde, gökten, Allah'ın rızık vermek için yağmur indirip, yeri onunla, ölümünden sonra diriltmesinde, rüzgarları yönetmesinde, akleden kimseler için dersler vardır.
6
تِلْكَ ءَايَٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ ۖ فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَ ٱللَّهِ وَءَايَٰتِهِۦ يُؤْمِنُونَ
tilke âyâtü-llâhi netlûhâ `aleyke bilḥaḳḳ. febieyyi ḥadîŝim ba`de-llâhi veâyâtihî yü'minûn.
İşte sana gerçek olarak anlattığımız bunlar, Allah'ın varlığının delilleridir. Artık Allah'tan ve O'nun delillerinden sonra hangi söze inanırlar?
7
وَيْلٌۭ لِّكُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍۢ
veylül likülli effâkin eŝîm.
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
8
يَسْمَعُ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ تُتْلَىٰ عَلَيْهِ ثُمَّ يُصِرُّ مُسْتَكْبِرًۭا كَأَن لَّمْ يَسْمَعْهَا ۖ فَبَشِّرْهُ بِعَذَابٍ أَلِيمٍۢ
yesme`u âyâti-llâhi tütlâ `aleyhi ŝümme yüṣirru müstekbiran keel lem yesma`hâ. febeşşirhü bi`aẕâbin elîm.
Kendine okunan Allah'ın ayetlerini dinleyip, sonra, onları hiç duymamış gibi büyüklük taslamakta direnen, yalancı ve günahkar kişinin vay haline! Ona can yakıcı bir azap müjdele.
9
وَإِذَا عَلِمَ مِنْ ءَايَٰتِنَا شَيْـًٔا ٱتَّخَذَهَا هُزُوًا ۚ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌۭ مُّهِينٌۭ
veiẕâ `alime min âyâtinâ şey'en-tteḫaẕehâ hüzüvâ. ülâike lehüm `aẕâbüm mühîn.
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
10
مِّن وَرَآئِهِمْ جَهَنَّمُ ۖ وَلَا يُغْنِى عَنْهُم مَّا كَسَبُوا۟ شَيْـًۭٔا وَلَا مَا ٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَوْلِيَآءَ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ
miv verâihim cehennem. velâ yugnî `anhüm mâ kesebû şey'ev velâ me-tteḫaẕû min dûni-llâhi evliyâ'. velehüm `aẕâbün `ażîm.
Ayetlerimizden bir şey öğrendiğinde onu alaya alır. İşte bunlara alçaltıcı bir azap ve ardından da cehennem vardır. Kazandıkları şeyler de, Allah'ı bırakıp edindikleri dostlar da onlara bir fayda vermez. Büyük azap onlaradır.
11
هَٰذَا هُدًۭى ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِمْ لَهُمْ عَذَابٌۭ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
hâẕâ hüdâ. velleẕîne keferû biâyâti rabbihim lehüm `aẕâbüm mir riczin elîm.
İşte bu Kuran doğruluk rehberidir. Rablerinin ayetlerini inkar edenlere, onlara, tiksindiren, can yakan bir azap vardır.
12
۞ ٱللَّهُ ٱلَّذِى سَخَّرَ لَكُمُ ٱلْبَحْرَ لِتَجْرِىَ ٱلْفُلْكُ فِيهِ بِأَمْرِهِۦ وَلِتَبْتَغُوا۟ مِن فَضْلِهِۦ وَلَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ
allâhü-lleẕî seḫḫara lekümü-lbaḥra litecriye-lfülkü fîhi biemrihî velitebtegû min faḍlihî vele`alleküm teşkürûn.
Emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri, lütfedip verdiği rızkı aramanız için denizi buyruğunuz altına veren Allah'tır, belki artık şükredersiniz.
13
وَسَخَّرَ لَكُم مَّا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا مِّنْهُ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَتَفَكَّرُونَ
veseḫḫara leküm mâ fi-ssemâvâti vemâ fi-l'arḍi cemî`am minh. inne fî ẕâlike leâyâtil liḳavmiy yetefekkerûn.
Göklerde olanları, yerde olanları, hepsini sizin buyruğunuz altına vermiştir. Doğrusu bunlarda, düşünen kimseler için dersler vardır.
14
قُل لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يَغْفِرُوا۟ لِلَّذِينَ لَا يَرْجُونَ أَيَّامَ ٱللَّهِ لِيَجْزِىَ قَوْمًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ
ḳul lilleẕîne âmenû yagfirû lilleẕîne lâ yercûne eyyâme-llâhi liyecziye ḳavmem bimâ kânû yeksibûn.
İnanmışlara de ki: Allah'ın bir milleti yaptıklarına karşılık cezalandıracağı günlerin geleceğini ummayanları şimdilik bağışlasınlar.
15
مَنْ عَمِلَ صَٰلِحًۭا فَلِنَفْسِهِۦ ۖ وَمَنْ أَسَآءَ فَعَلَيْهَا ۖ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
men `amile ṣâliḥan felinefsih. vemen esâe fe`aleyhâ. ŝümme ilâ rabbiküm türce`ûn.
Kim yararlı iş işlerse kendinedir; kim kötülük yaparsa kendi aleyhinedir. Sonra Rabbinize döndürülürsünüz.
16
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ وَرَزَقْنَٰهُم مِّنَ ٱلطَّيِّبَٰتِ وَفَضَّلْنَٰهُمْ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
veleḳad âteynâ benî isrâîle-lkitâbe velḥukme vennübüvvete verazaḳnâhüm mine-ṭṭayyibâti vefeḍḍalnâhüm `ale-l`âlemîn.
And olsun ki Biz, İsrailoğullarına Kitap, hüküm ve peygamberlik verdik; onları temiz şeylerle rızıklandırdık; onları dünyalara üstün kıldık.
17
وَءَاتَيْنَٰهُم بَيِّنَٰتٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْرِ ۖ فَمَا ٱخْتَلَفُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۚ إِنَّ رَبَّكَ يَقْضِى بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
veâteynâhüm beyyinâtim mine-l'emr. feme-ḫtelefû illâ mim ba`di mâ câehümü-l`ilmü bagyem beynehüm. inne rabbeke yaḳḍî beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Din konusunda, onlara belgeler verdik; ancak, kendilerine ilim geldikten sonra birbirini çekememezlikten ayrılığa düştüler. Rabbin kıyamet günü, ayrılığa düştükleri şeyler hakkında şüphesiz aralarında hükmedecektir.
18
ثُمَّ جَعَلْنَٰكَ عَلَىٰ شَرِيعَةٍۢ مِّنَ ٱلْأَمْرِ فَٱتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَ ٱلَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ
ŝümme ce`alnâke `alâ şerî`atim mine-l'emri fettebi`hâ velâ tettebi` ehvâe-lleẕîne lâ ya`lemûn.
Sonra seni de din konusunda bir şeriat sahibi kıldık, ona uy; bilmeyenlerin heveslerine uyma.
19
إِنَّهُمْ لَن يُغْنُوا۟ عَنكَ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًۭٔا ۚ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍۢ ۖ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُتَّقِينَ
innehüm ley yugnû `anke mine-llâhi şey'â. veinne-żżâlimîne ba`ḍuhüm evliyâü ba`ḍ. vellâhü veliyyü-lmütteḳîn.
Şüphesiz onlar, seni Allah'tan müstağni kılamazlar. Doğrusu zalimler birbirlerinin dostudurlar. Sakınanların dostu ise Allah'tır.
20
هَٰذَا بَصَٰٓئِرُ لِلنَّاسِ وَهُدًۭى وَرَحْمَةٌۭ لِّقَوْمٍۢ يُوقِنُونَ
hâẕâ beṣâiru linnâsi vehüdev veraḥmetül liḳavmiy yûḳinûn.
Bu Kuran, insanlar için açık belgeler; kesin olarak inanan millet için doğruluk rehberi ve rahmettir.
21
أَمْ حَسِبَ ٱلَّذِينَ ٱجْتَرَحُوا۟ ٱلسَّيِّـَٔاتِ أَن نَّجْعَلَهُمْ كَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ سَوَآءًۭ مَّحْيَاهُمْ وَمَمَاتُهُمْ ۚ سَآءَ مَا يَحْكُمُونَ
em ḥasibe-lleẕîne-cteraḥü-sseyyiâti en nec`alehüm kelleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti sevâem maḥyâhüm vememâtühüm. sâe mâ yaḥkümûn.
Yoksa, kötülük işleyen kimseler, ölümlerinde ve diriliklerinde kendilerini, inanıp yararlı iş işleyen kimseler ile bir mi tutacağımızı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!
22
وَخَلَقَ ٱللَّهُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ بِٱلْحَقِّ وَلِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ
veḫaleḳa-llâhü-ssemâvâti vel'arḍa bilḥaḳḳi velitüczâ küllü nefsim bimâ kesebet vehüm lâ yużlemûn.
Allah gökleri ve yeri gerçekle yaratmıştır; her cana, kazandığının karşılığı verilir, onlara zulmedilmez.
23
أَفَرَءَيْتَ مَنِ ٱتَّخَذَ إِلَٰهَهُۥ هَوَىٰهُ وَأَضَلَّهُ ٱللَّهُ عَلَىٰ عِلْمٍۢ وَخَتَمَ عَلَىٰ سَمْعِهِۦ وَقَلْبِهِۦ وَجَعَلَ عَلَىٰ بَصَرِهِۦ غِشَٰوَةًۭ فَمَن يَهْدِيهِ مِنۢ بَعْدِ ٱللَّهِ ۚ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ
eferaeyte meni-tteḫaẕe ilâhehû hevâhü veeḍallehü-llâhü `alâ `ilmiv veḫateme `alâ sem`ihî veḳalbihî vece`ale `alâ beṣarihî gişâveh. femey yehdîhi mim ba`di-llâh. efelâ teẕekkerûn.
Heva ve hevesini tanrı edinen, bilgisi olduğu halde Allah'ın şaşırttığı, kulağını ve kalbini mühürlediği, gözünü perdelediği kimseyi gördün mü? Onu Allah'tan başka kim doğru yola eriştirebilir? Ey insanlar! Anlamaz mısınız?
24
وَقَالُوا۟ مَا هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا يُهْلِكُنَآ إِلَّا ٱلدَّهْرُ ۚ وَمَا لَهُم بِذَٰلِكَ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِنْ هُمْ إِلَّا يَظُنُّونَ
veḳâlû mâ hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ yühlikünâ ille-ddehr. vemâ lehüm biẕâlike min `ilmin. in hüm illâ yeżunnûn.
"Hayat, ancak bu dünyadaki hayatımızdır. Ölürüz ve yaşarız; bizi ancak zamanın geçişi yokluğa sürükler" derler. Onların bu hususta bir bilgisi yoktur, sadece böyle sanırlar.
25
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتُنَا بَيِّنَٰتٍۢ مَّا كَانَ حُجَّتَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ ٱئْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veiẕâ tütlâ `aleyhim âyâtünâ beyyinâtim mâ kâne ḥuccetehüm illâ en ḳâlü-'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Ayetlerimiz onlara açıkça okunduğu zaman, delilleri yalnızca: "Doğru sözlü iseniz babalarımızı getirin bakalım" demek olur.
26
قُلِ ٱللَّهُ يُحْيِيكُمْ ثُمَّ يُمِيتُكُمْ ثُمَّ يَجْمَعُكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ ٱلنَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ
ḳuli-llâhü yuḥyîküm ŝümme yümîtüküm ŝümme yecme`uküm ilâ yevmi-lḳiyâmeti lâ raybe fîhi velâkinne ekŝera-nnâsi lâ ya`lemûn.
De ki: "Sizi Allah diriltir, sonra öldürür, sonra sizi şüphe götürmeyen kıyamet gününde toplar. Ama insanların çoğu bilmezler."
27
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَيَوْمَ تَقُومُ ٱلسَّاعَةُ يَوْمَئِذٍۢ يَخْسَرُ ٱلْمُبْطِلُونَ
velillâhi mülkü-ssemâvâti vel'arḍ. veyevme teḳûmü-ssâ`atü yevmeiẕiy yaḫseru-lmübṭilûn.
Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah'ındır. Kıyamet kopacağı gün, işte o gün, batıl sözlere uymuş olanlar hüsranda kalırlar.
28
وَتَرَىٰ كُلَّ أُمَّةٍۢ جَاثِيَةًۭ ۚ كُلُّ أُمَّةٍۢ تُدْعَىٰٓ إِلَىٰ كِتَٰبِهَا ٱلْيَوْمَ تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
veterâ külle ümmetin câŝiyeh. küllü ümmetin tüd`â ilâ kitâbihâ. elyevme tüczevne mâ küntüm ta`melûn.
Her ümmeti diz üstü çökmüş olarak görürsün. Her ümmet kitabına çağrılır. Onlara denir ki: "Bugün, size işlediğinizin karşılığı verilecektir."
29
هَٰذَا كِتَٰبُنَا يَنطِقُ عَلَيْكُم بِٱلْحَقِّ ۚ إِنَّا كُنَّا نَسْتَنسِخُ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
hâẕâ kitâbünâ yenṭiḳu `aleyküm bilḥaḳḳ. innâ künnâ nestensiḫu mâ küntüm ta`melûn.
"Bu kitabımız gerçekten sizin aleyhinize konuşur. Biz yaptıklarınızı şüphesiz bir bir kaydediyorduk."
30
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَيُدْخِلُهُمْ رَبُّهُمْ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْمُبِينُ
feemme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti feyüdḫilühüm rabbühüm fî raḥmetih. ẕâlike hüve-lfevzü-lmübîn.
İnanıp, yararlı iş işleyenlere gelince, Rableri onları rahmetine garkeder. İşte bu, apaçık kurtuluştur.
31
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَفَلَمْ تَكُنْ ءَايَٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَٱسْتَكْبَرْتُمْ وَكُنتُمْ قَوْمًۭا مُّجْرِمِينَ
veemme-lleẕîne keferû. efelem tekün âyâtî tütlâ `aleyküm festekbertüm veküntüm ḳavmem mücrimîn.
Ama, inkar eden kimselere denir ki: "Ayetlerim size okunmuş, siz de büyüklenip suçlu bir millet olmuştunuz değil mi?"
32
وَإِذَا قِيلَ إِنَّ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقٌّۭ وَٱلسَّاعَةُ لَا رَيْبَ فِيهَا قُلْتُم مَّا نَدْرِى مَا ٱلسَّاعَةُ إِن نَّظُنُّ إِلَّا ظَنًّۭا وَمَا نَحْنُ بِمُسْتَيْقِنِينَ
veiẕâ ḳîle inne va`de-llâhi ḥaḳḳuv vessâ`atü lâ raybe fîhâ ḳultüm mâ nedrî me-ssâ`atü in neżunnü illâ żannâ vemâ naḥnü bimüsteyḳinîn.
"Doğrusu Allah'ın verdiği söz gerçektir, kıyamet saati şüphe götürmez" dendiği zaman: "Kıyametin ne olduğunu bilmiyoruz, yalnız yoktur sanıyoruz, buna dair kesin bir bilgi elde etmiş değiliz" derdiniz.
33
وَبَدَا لَهُمْ سَيِّـَٔاتُ مَا عَمِلُوا۟ وَحَاقَ بِهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ
vebedâ lehüm seyyietü mâ `amilû veḥâḳa bihim mâ kânû bihî yestehziûn.
İşledikleri kötülükler kendilerine belli oldu ve onları, alaya aldıkları şeyler kuşatıp mahvetti.
34
وَقِيلَ ٱلْيَوْمَ نَنسَىٰكُمْ كَمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَا وَمَأْوَىٰكُمُ ٱلنَّارُ وَمَا لَكُم مِّن نَّٰصِرِينَ
veḳîle-lyevme nensâküm kemâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ veme'vâküm-nnâru vemâ leküm min nâṣirîn.
Onlara denir ki: "Bugüne kavuşacağınızı unuttuğunuz gibi Biz de sizi unuttuk; varacağınız yer ateştir, yardımcılarınız da yoktur."
35
ذَٰلِكُم بِأَنَّكُمُ ٱتَّخَذْتُمْ ءَايَٰتِ ٱللَّهِ هُزُوًۭا وَغَرَّتْكُمُ ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَا ۚ فَٱلْيَوْمَ لَا يُخْرَجُونَ مِنْهَا وَلَا هُمْ يُسْتَعْتَبُونَ
ẕâliküm biennekümü-tteḫaẕtüm âyâti-llâhi hüzüvev vegarratkümü-lḥayâtü-ddünyâ. felyevme lâ yuḫracûne minhâ velâ hüm yüsta`tebûn.
"Bu, Allah'ın ayetlerini alaya almanızdan ve dünya hayatının sizi aldatmış olmasından ötürüdür." O gün, ne oradan çıkarılırlar ve ne de özürleri dinlenir.
36
فَلِلَّهِ ٱلْحَمْدُ رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَرَبِّ ٱلْأَرْضِ رَبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
felillâhi-lḥamdü rabbi-ssemâvâti verabbi-l'arḍi rabbi-l`âlemîn.
Övülmek, göklerin Rabbi, yerin Rabbi ve alemlerin Rabbi olan Allah içindir.
37
وَلَهُ ٱلْكِبْرِيَآءُ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۖ وَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ
velehü-lkibriyâü fi-ssemâvâti vel'arḍ. vehüve-l`azîzü-lḥakîm.
Göklerde ve yerde azamet O'nundur, O, güçlüdür, Hakim'dir.

Casiye Suresi Hakkında Her Şey

Casiye Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Casiye Suresi Tanıtımı

Casiye Suresi Nedir?

Casiye Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 45. suresi olup 37 ayetten oluşmaktadır. Mekkî bir sure olan Casiye, Allah'ın birliğini, kıyamet gününün gerçekliğini ve hesap sorulacağını güçlü bir dille hatırlatır. Surenin adı, Arapça "csy" kökünden gelmekte olup "diz çökmek, diz üstü kapanmak" anlamını taşır.

Sure adını, kıyamet günü her ümmetin korku ve heybet içinde diz üstüne kapanacağını bildiren 28. ayetten almaktadır: *"O gün her ümmeti diz çökmüş görürsün."* Bu sahne, surenin ruhunu ve ana mesajını özetler niteliktedir.

Casiye Suresi, Mekke döneminin derin inanç mücadelesi ortamında inmiş; inkârcıların kâinatta var olan Allah'ın kudret delillerini görmezden gelmelerine ve hesap günü kaçınılmaz olan büyük mahkemeye dikkat çekmiştir. Sure, evrendeki nimetleri ve ayetleri inkâr edenlerin akıbetini açıkça ortaya koyarken iman edenlere de büyük bir müjde sunmaktadır.

Bilinmesi Gerekenler

Casiye Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Sure Adı: "Casiye" kelimesi Arapça'da "diz çöken, diz üstü kapanan" anlamına gelir; bu ad 28. ayetten alınmıştır.
  • Nüzul Yeri ve Dönemi: Mekkî bir suredir; İslam'ın ilk yıllarında, Mekke'de müşriklere karşı tevhid mücadelesinin verildiği dönemde inmiştir.
  • Kur'an'daki Yeri: 45. sure olup 25. cüzde yer alır ve mushafın 499. sayfasından başlar.
  • Nüzul Sırası: Surelerin iniş sırasına göre 45. sırada yer alır; Hâ-Mîm ailesi (Havâmîm) olarak bilinen yedi sureden biridir.
  • Ana Teması: Kâinattaki ilahi delilleri (gökte, yerde, denizde, canlılarda) inkâr edenlerin tutumu ile hesap gününde herkesin amel defteriyle yüzleşeceği gerçeği surenin merkezini oluşturur.
  • Hâ-Mîm Grubu: Casiye Suresi, Mü'min, Fussilet, Şûrâ, Zuhruf, Duhân ve Ahkâf sureleriyle birlikte Havâmîm denilen sure grubuna dahildir; hepsi Hâ-Mîm harfleriyle başlar.
Faziletleri ve Hadisler

Ahirette her ümmetin kitabıyla çağırılacağı ve diz çökeceği bu surede bildirilir.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Allah'ın ayetlerini inkâr edenlerin akıbetini göstermek için indirilmiştir.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Casiye Suresi'nin Ana Konuları ve Mesajı

Casiye Suresi üç temel eksen etrafında şekillenir: Allah'ın varlığına ve birliğine dair kevnî deliller, inkârcıların ve hak yolundan sapanların tutumu ve kıyamet günündeki hesap sahnesi. Sure, göklerde ve yerde, canlı varlıklarda ve denizlerde sergilenmiş ilahi ayetlerin yalnızca iman gözüyle görülebileceğini vurgular.

İkinci büyük tema, hevâ ve hevesini ilah edinen, kurtuluş yolunu reddeden toplulukların acıklı akıbetidir. Sure, ilmin ve hikmetin yalnızca Allah'tan geldiğini, bu gerçeği reddedenlerin dünya ve ahirette kaybedeceğini açık bir üslupla ortaya koyar. Benî İsrail'e verilen kitap, hikmet ve peygamberlik nimetine değinilerek bu nimetlerin şükrünü eda etmeyenlerin durumu ibret olarak sunulur.

Surenin doruk noktasını kıyamet sahnesi oluşturur. O büyük günde her ümmet diz üstü çökmüş beklerken amel defterleri okunacak, hiçbir ruh haksızlığa uğratılmayacaktır. Sure, Allah'ın mutlak egemenliğini ve hamd ile tesbih'e layık yegane varlık olduğunu ilan eden güçlü bir kapanışla sona erer.

Kapsamlı Tefsir Özeti

Casiye Suresi Tefsiri ve Ayet Ayet Özeti

Hâ-Mîm ve Kâinattaki İlahi Deliller (1-6. ayetler)

Sure, Hâ-Mîm harfleriyle açılır; ardından Kur'an'ın güçlü ve hikmet dolu Allah tarafından indirildiği bildirilir. Göklerin ve yerin yaratılışında, gecenin ve gündüzün dönüşümünde, yağmurla diriltilen yerde ve rüzgârlarda iman edenler için sayısız ayetlerin bulunduğu hatırlatılır. Bu deliller, aklını kullanan ve gerçeği arayan herkese yöneliktir.

Nimetlerin İnkârı ve Sapkın Topluluklar (7-17. ayetler)

Bu bölümde Allah'ın ayetlerini duyan ama kibirlenerek onlardan yüz çeviren, dini oyun ve eğlence sayan kimselerin tehlikeli tutumu ele alınır. Denizi emre veren, gökyüzünden rızık indiren Allah'ın nimetleri hatırlatılır. Ardından Benî İsrail'e kitap, hüküm ve nübüvvet verildiği, ancak zamanla aralarında anlaşmazlığa düştükleri aktarılır. Müminler bu anlaşmazlıktan uzak durarak Allah'ın belirlediği şeriata uymakla emrolunur.

Hevâsını İlah Edinenler ve Dünya Hayatının Aldatıcılığı (18-26. ayetler)

Hevâ ve hevesini ilah edinen, yalnızca dünya hayatını gerçek sayan ve "hayat sadece bu dünyadan ibarettir" diyen inkârcıların tutumu sert bir dille eleştirilir. Allah bu kimselerin kalplerini, kulaklarını ve gözlerini mühürlemiştir; zira bildikten sonra inkâr yolunu seçmişlerdir. Bu bölüm, aklı ve bilgiyi reddeden bir toplumun kaçınılmaz akıbetini gözler önüne serer.

Kıyamet Günü: Her Ümmet Diz Üstüne (27-35. ayetler)

Surenin isim kaynağı olan bu bölümde kıyamet büyük bir sahne olarak tasvir edilir. O gün her ümmet diz çökmüş beklerken amel defterleri açılacak, her kişiye yaptığının karşılığı eksiksiz verilecektir. İman edip salih amel işleyenler Allah'ın rahmetine kavuşacak; Allah'ın ayetlerini alay konusu edenler ise büyük bir pişmanlık içinde kalacak, ancak kurtuluş yolu kapanmış olacaktır.

Hamd ve Yücelik Yalnızca Allah'a Aittir (36-37. ayetler)

Sure, göklerin ve yerin rabbi olan Allah'a ait mutlak büyüklük ve yüceliğin ilanıyla sona erer. Bu kapanış, surenin bütününde işlenen tevhid mesajını güçlü bir şekilde mühürler: Gerçek güç, izzet ve hamd yalnızca Allah'a aittir; O'nun dışında her şey fanidir.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
45
Sure Numarası
37
Ayet Sayısı
45
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
25
Cüz
499
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Casiye Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 45. suresi olup 37 ayetten oluşmaktadır. Mekkî bir sure olarak nüzul sırasına göre 45. sırada inmiştir. 25. cüzde yer alır ve mushafın 499. sayfasından başlar. Hâ-Mîm harfleriyle açılan yedi sureden (Havâmîm) biri olan Casiye, orta uzunlukta Mekkî sureler arasında değerlendirilir. Sure adını 28. ayetten almış olup "diz çöken" anlamına gelen bu başlık kıyamet sahnesiyle doğrudan ilişkilidir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)
Casiye Suresi kaç ayetten oluşmaktadır?
Casiye Suresi 37 ayetten oluşmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 45. suresi olup Mekkî sureler arasında yer alır.
Casiye ne anlama gelmektedir?
Casiye, Arapça'da "diz çöken, diz üstüne kapanan" anlamına gelir. Sure adını, kıyamet günü her ümmetin diz üstüne çökeceğini bildiren 28. ayetten almaktadır.
Casiye Suresi Mekkî mi Medenî midir?
Casiye Suresi Mekkî bir suredir; İslam'ın ilk dönemlerinde Mekke'de, müşriklere karşı tevhid mücadelesinin sürdüğü yıllarda inmiştir.
Casiye Suresi hangi cüzde yer almaktadır?
Casiye Suresi Kur'an-ı Kerim'in 25. cüzünde yer almaktadır ve mushafın 499. sayfasından başlamaktadır.
Casiye Suresi'nin ana konusu nedir?
Surenin ana konuları şunlardır: kâinattaki ilahi delillerin inkâr edilmesi, hevâsını ilah edinenlerin tutumu ve kıyamet günü her ümmetin amel defteriyle hesaba çekilmesi. Tevhid ve ahiret inancı surenin temel eksenini oluşturur.
Casiye Suresi hangi sure grubuna aittir?
Casiye Suresi, Hâ-Mîm harfleriyle başlayan yedi sureden oluşan "Havâmîm" grubuna dahildir. Bu grup; Mü'min, Fussilet, Şûrâ, Zuhruf, Duhân, Casiye ve Ahkâf surelerini kapsar.
Casiye Suresi nüzul sırasına göre kaçıncıdır?
Casiye Suresi, Kur'an surelerinin iniş sırasına göre 45. sırada yer almaktadır.
Casiye Suresi nasıl ve ne zaman okunmalıdır?
Casiye Suresi namazlarda ve günlük tilâvette okunabilir. Kur'an'ın herhangi bir bölümünü okumak faziletli olmakla birlikte, bu sureye özgü belirli bir vakitte okunması gerektiğine dair sağlam bir rivayete kaynaklarda dikkatli yaklaşmak gerekir; genel tilâvet adabıyla okunması tavsiye edilir.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00