سُورَةُ الدُّخَانِ

Duhan Suresi

59 Ayet Mekki 44. Nüzul Sırası 25. Cüz
Hafızlık Modu
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ حمٓ
ḥâ-mîm.
Ha, Mim.
2
وَٱلْكِتَٰبِ ٱلْمُبِينِ
velkitâbi-lmübîn.
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
3
إِنَّآ أَنزَلْنَٰهُ فِى لَيْلَةٍۢ مُّبَٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ
innâ enzelnâhü fî leyletim mübâraketin innâ künnâ münẕirîn.
Apaçık olan Kitap'a and olsun ki, Biz onu, kutlu bir gecede indirdik. Doğrusu Biz, insanları uyarmaktayız.
4
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ
fîhâ yüfraḳu küllü emrin ḥakîm.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
5
أَمْرًۭا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ
emram min `indinâ. innâ künnâ mürsilîn.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
6
رَحْمَةًۭ مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
raḥmetem mir rabbik. innehû hüve-ssemî`u-l`alîm.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
7
رَبِّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ
rabbi-ssemâvâti vel'arḍi vemâ beynehümâ. in küntüm mûḳinîn.
Katımızdan bir buyrukla, her hikmetli işe o gecede hükmedilir. Doğrusu Biz öteden beri peygamberler göndermekteyiz. Eğer kesin olarak inanırsanız bilin ki, bu senin Rabbinden, göklerin, yerin ve ikisi arasında bulunanların Rabbinden bir rahmettir. O, işitendir, bilendir.
8
لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ
lâ ilâhe illâ hüve yuḥyî veyümît. rabbüküm verabbü âbâikümü-l'evvelîn.
O'ndan başka tanrı yoktur; diriltir ve öldürür. Sizin de Rabbiniz önceki atalarınızın da Rabbidir.
9
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّۢ يَلْعَبُونَ
bel hüm fî şekkiy yel`abûn.
Ama inkarcılar, dirilmekten şüphededirler, bunu eğlenceye alırlar.
10
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍۢ مُّبِينٍۢ
ferteḳib yevme te'ti-ssemâü bidüḫânim mübîn.
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
11
يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌۭ
yagşe-nnâs. hâẕâ `aẕâbün elîm.
Göğün, insanları bürüyecek ve gözle görülecek bir duman çıkaracağı günü bekle; bu, can yakan bir azabdır.
12
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ
rabbene-kşif `anne-l`aẕâbe innâ mü'minûn.
İnsanlar: "Rabbimiz! Bu azabı bizden kaldır; doğrusu artık biz inananlarız" derler.
13
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌۭ مُّبِينٌۭ
ennâ lehümü-ẕẕikrâ veḳad câehüm rasûlüm mübîn.
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
14
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌۭ مَّجْنُونٌ
ŝümme tevellev `anhü veḳâlû mü`allemüm mecnûn.
Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, "Belletilmiş bir deli" demişlerdi.
15
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ
innâ kâşifü-l`aẕâbi ḳalîlen inneküm `âidûn.
Biz sizden azabı az bir süre için kaldıracağız, siz yine de eski inkarcılığınıza döneceksiniz.
16
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ
yevme nebṭişü-lbaṭşete-lkübrâ. innâ münteḳimûn.
Onları çarptıkça çarpacağımız gün öcümüzü şüphesiz alırız.
17
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌۭ كَرِيمٌ
veleḳad fetennâ ḳablehüm ḳavme fir`avne vecâehüm rasûlün kerîm.
And olsun ki, onlardan önce, Firavun milletini denemiştik. Onlara gelen değerli bir peygamber demişti ki:
18
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌۭ
en eddû ileyye `ibâde-llâh. innî leküm rasûlün emîn.
"Ey Allah'ın kulları! Bana gelin, doğrusu ben size gönderilmiş güvenilir bir elçiyim."
19
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
veel lâ ta`lû `ale-llâh. innî âtîküm bisülṭânim mübîn.
"Allah'a karşı üstün gelmeye kalkışmayın; doğrusu ben size apaçık bir delil getirdim."
20
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ
veinnî `uẕtü birabbî verabbiküm en tercümûn.
"Beni taşlamanızdan ötürü, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a sığındım."
21
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ
veil lem tü'minû lî fa`tezilûn.
"Bana inanmazsanız, başımdan çekilin."
22
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌۭ مُّجْرِمُونَ
fede`â rabbehû enne hâülâi ḳavmüm mücrimûn.
Bunlar, suçlu bir millet olduğu için, Rabbine yardım etmesi için yalvardı.
23
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ
feesri bi`ibâdî leylen inneküm müttebe`ûn.
Allah da şöyle buyurdu: "Kullarımı geceleyin yola çıkar; şüphesiz takip olunacaksınız."
24
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌۭ مُّغْرَقُونَ
vetruki-lbaḥra rahvâ. innehüm cündüm mugraḳûn.
"Denizi sakin iken geride bırak, doğrusu onlar suda boğulacak bir ordudur."
25
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
kem terakû min cennâtiv ve`uyûn.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
26
وَزُرُوعٍۢ وَمَقَامٍۢ كَرِيمٍۢ
vezürû`iv vemeḳâmin kerîm.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
27
وَنَعْمَةٍۢ كَانُوا۟ فِيهَا فَٰكِهِينَ
vena`metin kânû fîhâ fâkihîn.
Orada nice bahçeler, pınarlar, ekinler, güzel konaklar, eğlenip durdukları nimetler bırakmışlardı.
28
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
keẕâlik. veevraŝnâhâ ḳavmen âḫarîn.
Bu böyledir; onları başka bir millete miras bıraktık.
29
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ
femâ beket `aleyhimü-ssemâü vel'arḍu vemâ kânû münżarîn.
Gök ve yer, onlar için gözyaşı dökmedi, onlar erteye bırakılmamışlardı.
30
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ
veleḳad necceynâ benî isrâîle mine-l`aẕâbi-lmühîn.
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
31
مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًۭا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ
min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.
And olsun ki, İsrailoğullarını, azgın bir zorba olan Firavun'un alçaltıcı azabından kurtardık.
32
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَٰلَمِينَ
veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.
And olsun ki, onların durumunu bilerek dünyaların üzerinde seçkin kıldık.
33
وَءَاتَيْنَٰهُم مِّنَ ٱلْءَايَٰتِ مَا فِيهِ بَلَٰٓؤٌۭا۟ مُّبِينٌ
veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.
Onlara, her birinde açıkça bir imtihan bulunan, mucizeler verdik.
34
إِنَّ هَٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ
inne hâülâi leyeḳûlûn.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
35
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ
in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
36
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.
Doğrusu inkarcılar, "Ölum bir defadır, tekrar diriltilmeyeceğiz. Eğer doğru sözlü iseniz bize babalarımızı getirsenize" derler.
37
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍۢ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.
Bunlar mı daha üstün yoksa Tubba milleti ve onlardan öncekiler mi? Onları yok etmişizdir, çünkü onlar suçlu idiler.
38
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَٰعِبِينَ
vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.
Biz gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları oyun olsun diye yaratmadık.
39
مَا خَلَقْنَٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.
Biz onları, ancak ve ancak gerektiği gibi yarattık, ama insanların çoğu bilmezler.
40
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ
inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.
Doğrusu hüküm günü hepsinin bir arada bulunacağı gündür.
41
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًۭى شَيْـًۭٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
yevme lâ yugnî mevlen `am mevlen şey'ev velâ hüm yünṣarûn.
O gün, dostun dosta hiçbir faydası olmaz, yardım da görmezler.
42
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
illâ mer raḥime-llâh. innehû hüve-l`azîzü-rraḥîm.
Yalnız, Allah'ın merhamet ettiği kimseler bunların dışındadır. O, şüphesiz güçlüdür, merhametlidir.
43
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ
inne şecerate-zzeḳḳûm.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
44
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ
ṭa`âmü-l'eŝîm.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
45
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ
kelmühl. yaglî fi-lbüṭûn.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
46
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ
kegalyi-lḥamîm.
Doğrusu günahkarların yiyeceği zakkum ağacıdır; karınlarda suyun kaynaması gibi kaynayan, erimiş maden gibidir.
47
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ
ḫuẕûhü fa`tilûhü ilâ sevâi-lceḥîm.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
48
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ
ŝümme ṣubbû fevḳa ra'sihî min `aẕâbi-lḥamîm.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
49
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ
ẕuḳ. inneke ente-l`azîzü-lkerîm.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
50
إِنَّ هَٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ
inne hâẕâ mâ küntüm bihî temterûn.
"Suçluyu yakalayın, cehennemin ortasına sürükleyin, sonra başına azap olarak kaynar su dökün" denir, sonra ona: "Tad bakalım, hani şerefli olan, değerli olan yalnız sendin. İşte bu, şüphelenip durduğunuz şeydir" denir.
51
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍۢ
inne-lmütteḳîne fî meḳâmin emîn.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
52
فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍۢ
fî cennâtiv ve`uyûn.
Allah'a karşı gelmekten sakınmış olanlar ise, güvenli bir yerde, bahçelerde ve pınar başlarındadırlar.
53
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍۢ وَإِسْتَبْرَقٍۢ مُّتَقَٰبِلِينَ
yelbesûne min sündüsiv veistebraḳim müteḳâbilîn.
İnce ipekten ve parlak atlastan giyinerek karşılıklı otururlar.
54
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَٰهُم بِحُورٍ عِينٍۢ
keẕâlik. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
Bu böyledir; onları iri siyah gözlü hurilerle eşlendiririz.
55
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ
yed`ûne fîhâ bikülli fâkihetin âminîn.
Orada, güven içinde olarak her yemişi isteyebilirler.
56
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ
lâ yeẕûḳûne fîhe-lmevte ille-lmevtete-l'ûlâ. veveḳâhüm `aẕâbe-lceḥîm.
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
57
فَضْلًۭا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ
faḍlem mir rabbik. ẕâlike hüve-lfevzü-l`ażîm.
Orada, ilk ölümden başka bir ölüm tatmazlar. Rabbin lütfuyla onları cehennem azabından korumuştur. İşte büyük kurtuluş budur.
58
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
feinnemâ yessernâhü bilisânike le`allehüm yeteẕekkerûn.
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.
59
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ
ferteḳib innehüm mürteḳibûn.
Biz, öğüt alırlar diye, Kuran'ı senin dilinde indirerek kolayca anlaşılmasını sağladık. Sen bekle, onlar da beklemektedirler.

Duhan Suresi Hakkında Her Şey

Duhan Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Duhan Suresi Tanıtımı

Duhan Suresi Nedir?

Duhan Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 44. suresi olup 59 ayetten oluşmaktadır. "Duhan" kelimesi Arapça'da "duman" anlamına gelir ve surenin adını 10. ayette geçen bu kelimeden almaktadır. Mekke döneminde indirilmiş olup Mekkî bir suredir.

Surenin ana teması, Allah'ın varlığının ve birliğinin ispatı, Kur'an'ın değeri, kâfirlerin akıbeti ve ahiret gerçekleridir. Sure, Kadir Gecesi'ne yapılan atıfla açılır; Kur'an'ın mübarek bir gecede indirildiği hatırlatılarak bu kitabın ilahi kaynaklı olduğu vurgulanır. Ardından kıyamet alametlerinden biri olarak tanımlanan "açık duman" belirtilir.

Duhan Suresi, Firavun ve Hz. Musa kıssasına da yer vererek geçmiş milletlerin inkârcı tutumunun nasıl sonuçlandığını gözler önüne serer. Bu anlatım, Mekke müşriklerine bir uyarı niteliği taşır. Surenin sonunda cennet nimetleri ve cehennem azabı karşılaştırmalı biçimde aktarılarak inananlara müjde, inkârcılara ise ciddi bir uyarı iletilir.

Bilinmesi Gerekenler

Duhan Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Adının Anlamı: "Duhan" Arapça'da "duman" demektir; sure adını 10. ayette zikredilen ve kıyamet alameti olarak gösterilen "açık duman"dan almaktadır.
  • Nüzul Yeri ve Dönemi: Sure Mekkî olup Mekke döneminde, Hz. Peygamber'in (s.a.v.) peygamberliğinin ortalarına denk gelen dönemde nazil olmuştur; nüzul sırası 44.'tür.
  • Kur'an'daki Yeri: Kur'an-ı Kerim'de 44. sırada yer alır; 25. cüzde bulunur ve mushafın 496. sayfasından başlar.
  • Kadir Gecesi'ne Atıf: Surenin açılışındaki "Mübarek bir gecede indirdik" (3. ayet) ifadesi, Kur'an'ın Kadir Gecesi'nde indirilmeye başlandığına işaret etmektedir.
  • Kıyamet Alameti: 10-11. ayetlerde zikredilen "açık duman", pek çok müfessir tarafından kıyametin büyük alametlerinden biri olarak yorumlanmıştır (bkz. İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim).
  • İçerdiği Kıssa: Sure, Hz. Musa ve Firavun kıssasını (17-33. ayetler) ele alarak inkârcıların akıbetini somut bir tarihsel örnekle pekiştirir.
Faziletleri ve Hadisler

Kadir Gecesi'nin fazileti bu surede de vurgulanır. Firavun'un helakı ibretlik şekilde anlatılır.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Kıyamet ve ahiret gerçeğini hatırlatmak için indirilmiştir.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Duhan Suresi'nin Ana Konuları ve Mesajı

Duhan Suresi birkaç temel eksen etrafında şekillenmektedir. İlk ve en önemli eksen, Kur'an'ın ilahi kaynağı ve değeri meselesidir. Sure, Kur'an'ın mübarek bir gecede — Kadir Gecesi'nde — indirildiğini bildirerek onun sıradan bir beşer sözü olmadığını, aksine Yüce Allah'ın katından gelen bir rahmet ve hidayet olduğunu vurgular.

İkinci önemli eksen, inkâr ve imtihan temasıdır. Sure, Mekke müşriklerinin Kur'an karşısındaki şüpheci tutumunu ele alır; geçmişte aynı inkârcı tavrı sergileyen toplumların başına gelenleri Firavun kıssası üzerinden anlatarak tarihin bir ders kitabı olduğunu hatırlatır. Helak gerçekleşmeden yalvaran, ardından pişmanlık duyan inkârcı tutumu, surenin en çarpıcı uyarı tablolarından birini oluşturur.

Üçüncü eksen ise ahiret gerçekliğidir. Sure, cehennem ehlinin maruz kalacağı ağır azabı ile cennet ehlinin kavuşacağı sonsuz nimetleri ve huzuru yan yana sunar. Bu iki tablonun karşılaştırmalı biçimde aktarılması, okuyucuya derin bir düşünme ve tercih çağrısı iletmektedir.

Kapsamlı Tefsir Özeti

Duhan Suresi Tefsiri ve Ayet Ayet Özeti

Kur'an'ın Mübarek Gecede İndirilmesi (1-9. ayetler)

Sure, "Hâ Mîm" harfleriyle açılır; ardından apaçık Kitab'a yemin edilerek Kur'an'ın mübarek bir gecede indirildiği haber verilir. Bu gece, Kadir Gecesi olarak tefsir edilmiştir. Yüce Allah'ın her işin hükmünü o gecede belirlediği, bu kararın O'nun katından bir rahmet ve hikmet gereği olduğu vurgulanır. Gök ve yer üzerindeki mutlak egemenliğin yalnızca Allah'a ait olduğu bildirilir.

Kıyamet Alameti: Açık Duman (10-16. ayetler)

Bu bölümde, göğün "açık bir duman" getireceği ve bu dumanın insanları sarıp saracağı bildirilir. Müfessirlerin büyük çoğunluğu, bu ifadeyi kıyametten önce gerçekleşecek büyük bir alamet olarak yorumlamıştır (bkz. İbn Kesir, Tefsiru'l-Kur'ani'l-Azim). O gün inkârcıların "Bize azabı kaldır" diye yalvaracakları, ancak bu çağrıya itibar edilmeyeceği açıklanır.

Hz. Musa ve Firavun Kıssası (17-33. ayetler)

Sure, Hz. Musa'nın Firavun ve kavmine gönderilişini, mucizelerini ve Firavun'un inkârcı tutumunu özetler. Firavun'un azgınlığı karşısında Mısır halkının başına gelen sıkıntılar ve ardından gelen kurtuluş hatırlatılır. İsrailoğulları'nın denizden geçirilmesi, Firavun ve ordusunun ise denizde helak edilmesi anlatılarak Allah'ın adaletinin tarihsel bir örneği sunulur.

Cehennem Azabı (43-50. ayetler)

Günahkârların varacağı yer tasvir edilir: Zekkum ağacının acı meyvesi, kaynar sular, kavurucu azap. Bu bölüm, kıyamet günündeki hesabı hafife alanlar için ağır bir uyarı niteliği taşır; "Gerçekten aziz ve ikram sahibi olduğunu düşünürdün" ifadesiyle o günkü pişmanlık dile getirilir.

Cennet Nimeti ve Kapanış (51-59. ayetler)

Surenin sonunda takva sahiplerinin kavuşacağı cennet nimetleri anlatılır: Güvenli bir makam, bol nimetler, büyük gözlü huriler ve tam bir huzur. Sure, Kur'an'ın Hz. Peygamber'in diline kolaylaştırıldığının yinelenmesiyle son bulur; bu da Kur'an'ın evrensel bir hatırlatma ve hidayet kaynağı olduğunun nihai vurgusudur.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
44
Sure Numarası
59
Ayet Sayısı
44
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
25
Cüz
496
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Duhan Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 44. suresi olup 59 ayetten oluşmaktadır. Mekkî bir sure olarak Mekke döneminde nazil olmuş; nüzul sırası 44. olarak kayıtlıdır. 25. cüzde yer alan sure, mushafın 496. sayfasından başlamaktadır. Orta uzunlukta ve yoğun mesajlı bu sure, Kur'an bütününde kıyamet, tarihsel kıssalar ve ahiret dengesini bir arada sunan özlü sureler arasında sayılmaktadır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)
Duhan Suresi kaç ayettir?
Duhan Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 44. suresi olup toplam 59 ayetten oluşmaktadır.
Duhan ne anlama gelir?
"Duhan" Arapça'da "duman" anlamına gelir. Sure, adını 10. ayette geçen ve kıyamet alameti olarak zikredilen "apaçık duman" ifadesinden almaktadır.
Duhan Suresi Mekkî mi Medenî mi?
Duhan Suresi Mekkî bir suredir; yani Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke'de ikamet ettiği dönemde indirilmiştir.
Duhan Suresi hangi cüzdedir?
Duhan Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 25. cüzünde yer almakta ve mushafın 496. sayfasından başlamaktadır.
Duhan Suresi'nin ana konusu nedir?
Surenin ana konuları şunlardır: Kur'an'ın Kadir Gecesi'nde indirilişi, kıyamet alameti olarak 'açık duman', Hz. Musa ve Firavun kıssası, inkârcıların akıbeti ile cennet ve cehennem tasvirleri.
Duhan Suresi'nde Kadir Gecesi'nden mi bahsedilir?
Evet. Surenin 3. ayetinde geçen "Biz onu mübarek bir gecede indirdik" ifadesi, tefsir âlimlerinin büyük çoğunluğu tarafından Kadir Gecesi'ne atıf olarak yorumlanmıştır.
Duhan Suresi'nin fazileti hakkında ne söylenebilir?
Rivayetlerin dereceleri farklılık gösterse de bazı kaynaklarda Duhan Suresi'nin okunmasının sevabına dair haberler aktarılmıştır. Her Müslüman'ın, sahih rivayetler ışığında bu sureyi manasını düşünerek okuması tavsiye edilir. Uydurma veya zayıf rivayetlere dayanarak kesin fazilet iddiasında bulunmaktan kaçınılmalıdır.
Duhan Suresi nüzul sırası bakımından kaçıncıdır?
Duhan Suresi, nüzul (iniş) sırası itibarıyla 44. sure olup Mekke döneminin ortalarına denk gelen bir dönemde indirilmiştir.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00