سُورَةُ السَّجۡدَةِ

Secde Suresi

30 Ayet Mekki 32. Nüzul Sırası 21. Cüz
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ الٓمٓ
elif-lâm-mîm.
Elif, Lam, Mim.
2
تَنزِيلُ ٱلْكِتَٰبِ لَا رَيْبَ فِيهِ مِن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ
tenzîlü-lkitâbi lâ raybe fîhi mir rabbi-l`âlemîn.
Şüphe götürmeyen Kitap, Alemlerin Rabbi'nin indirdiğidir.
3
أَمْ يَقُولُونَ ٱفْتَرَىٰهُ ۚ بَلْ هُوَ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ لِتُنذِرَ قَوْمًۭا مَّآ أَتَىٰهُم مِّن نَّذِيرٍۢ مِّن قَبْلِكَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
em yeḳûlûne-fterâh. bel hüve-lḥaḳḳu mir rabbike litünẕira ḳavmem mâ etâhüm min neẕîrim min ḳablike le`allehüm yehtedûn.
"Onu peygamberin kendisi uydurdu" diyorlar, öyle mi? Hayır; O, senden önce peygamber gönderilmemiş olan bir milleti uyarman için sana Rabbinden gelen bir gerçektir. Belki artık doğru yolu bulurlar.
4
ٱللَّهُ ٱلَّذِى خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍۢ ثُمَّ ٱسْتَوَىٰ عَلَى ٱلْعَرْشِ ۖ مَا لَكُم مِّن دُونِهِۦ مِن وَلِىٍّۢ وَلَا شَفِيعٍ ۚ أَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
allâhü-lleẕî ḫaleḳa-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâmin ŝümme-stevâ `ale-l`arş. mâ leküm min dûnihî miv veliyyiv velâ şefî`. efelâ teteẕekkerûn.
Gökleri, yeri ve ikisinin arasında bulunanları altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden Allah'tır. O'ndan başka bir dostunuz ve şefaatçiniz yoktur. Düşünmüyor musunuz?
5
يُدَبِّرُ ٱلْأَمْرَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ إِلَى ٱلْأَرْضِ ثُمَّ يَعْرُجُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥٓ أَلْفَ سَنَةٍۢ مِّمَّا تَعُدُّونَ
yüdebbiru-l'emra mine-ssemâi ile-l'arḍi ŝümme ya`rucü ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû elfe senetim mimmâ te`uddûn.
Gökten yere kadar, olan bütün işleri Allah düzenler, sonra, işler sizin hesabınıza göre bin yıl kadar tutan bir gün içinde O'na yükselir.
6
ذَٰلِكَ عَٰلِمُ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَٰدَةِ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ
ẕâlike `âlimü-lgaybi veşşehâdeti-l`azîzü-rraḥîm.
O, görülmeyeni de görüleni de bilendir, güçlüdür, merhametlidir.
7
ٱلَّذِىٓ أَحْسَنَ كُلَّ شَىْءٍ خَلَقَهُۥ ۖ وَبَدَأَ خَلْقَ ٱلْإِنسَٰنِ مِن طِينٍۢ
-lleẕî aḥsene külle şey'in ḫaleḳahû vebedee ḫalḳa-l'insâni min ṭîn.
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
8
ثُمَّ جَعَلَ نَسْلَهُۥ مِن سُلَٰلَةٍۢ مِّن مَّآءٍۢ مَّهِينٍۢ
ŝümme ce`ale neslehû min sülâletim mim mâim mehîn.
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
9
ثُمَّ سَوَّىٰهُ وَنَفَخَ فِيهِ مِن رُّوحِهِۦ ۖ وَجَعَلَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَشْكُرُونَ
ŝümme sevvâhü venefeḫa fîhi mir rûḥihî vece`ale lekümü-ssem`a vel'ebṣâra vel'ef'ideh. ḳalîlem mâ teşkürûn.
Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz.
10
وَقَالُوٓا۟ أَءِذَا ضَلَلْنَا فِى ٱلْأَرْضِ أَءِنَّا لَفِى خَلْقٍۢ جَدِيدٍۭ ۚ بَلْ هُم بِلِقَآءِ رَبِّهِمْ كَٰفِرُونَ
veḳâlû eiẕâ ḍalelnâ fi-l'arḍi einnâ lefî ḫalḳin cedîd. bel hüm biliḳâi rabbihim kâfirûn.
Puta tapanlar: "Toprağa karışıp yok olduktan sonra yeniden mi yaratılacağız?" derler. Evet; onlar, Rab'lerine kavuşmayı inkar edenlerdir.
11
۞ قُلْ يَتَوَفَّىٰكُم مَّلَكُ ٱلْمَوْتِ ٱلَّذِى وُكِّلَ بِكُمْ ثُمَّ إِلَىٰ رَبِّكُمْ تُرْجَعُونَ
ḳul yeteveffâküm melekü-lmevti-lleẕî vukkile biküm ŝümme ilâ rabbiküm türce`ûn.
De ki: "Size vekil kılınan ölüm meleği canınızı alacak, sonra Rabbinize döndürüleceksiniz."
12
وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذِ ٱلْمُجْرِمُونَ نَاكِسُوا۟ رُءُوسِهِمْ عِندَ رَبِّهِمْ رَبَّنَآ أَبْصَرْنَا وَسَمِعْنَا فَٱرْجِعْنَا نَعْمَلْ صَٰلِحًا إِنَّا مُوقِنُونَ
velev terâ iẕi-lmücrimûne nâkisû ruûsihim `inde rabbihim. rabbenâ ebṣarnâ vesemi`nâ ferci`nâ na`mel ṣâliḥan innâ mûḳinûn.
Suçluları Rablerinin huzurunda, başları öne eğilmiş olarak: "Rabbimiz! Gördük, dinledik, artık bizi dünyaya geri çevir de iyi iş işleyelim; doğrusu kesin olarak inandık" derlerken bir görsen!
13
وَلَوْ شِئْنَا لَءَاتَيْنَا كُلَّ نَفْسٍ هُدَىٰهَا وَلَٰكِنْ حَقَّ ٱلْقَوْلُ مِنِّى لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
velev şi'nâ leâteynâ külle nefsin hüdâhâ velâkin ḥaḳḳa-lḳavlü minnî leemleenne cehenneme mine-lcinneti vennâsi ecme`în.
Biz dilesek herkese hidayet verirdik, fakat cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağıma dair Benden söz çıkmıştır.
14
فَذُوقُوا۟ بِمَا نَسِيتُمْ لِقَآءَ يَوْمِكُمْ هَٰذَآ إِنَّا نَسِينَٰكُمْ ۖ وَذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
feẕûḳû bimâ nesîtüm liḳâe yevmiküm hâẕâ. innâ nesînâküm veẕûḳû `aẕâbe-lḫuldi bimâ küntüm ta`melûn.
"Bugüne kavuşmayı unutmanızın karşılığını görün; doğrusu Biz de sizi unuttuk, yaptıklarınıza karşılık ebedi azabı tadın" deriz.
15
إِنَّمَا يُؤْمِنُ بِـَٔايَٰتِنَا ٱلَّذِينَ إِذَا ذُكِّرُوا۟ بِهَا خَرُّوا۟ سُجَّدًۭا وَسَبَّحُوا۟ بِحَمْدِ رَبِّهِمْ وَهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ۩
innemâ yü'minü biâyâtine-lleẕîne iẕâ ẕükkirû bihâ ḫarrû süccedev vesebbeḥû biḥamdi rabbihim vehüm lâ yestekbirûn.
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
16
تَتَجَافَىٰ جُنُوبُهُمْ عَنِ ٱلْمَضَاجِعِ يَدْعُونَ رَبَّهُمْ خَوْفًۭا وَطَمَعًۭا وَمِمَّا رَزَقْنَٰهُمْ يُنفِقُونَ
tetecâfâ cünûbühüm `ani-lmeḍâci`i yed`ûne rabbehüm ḫavfev veṭame`â. vemimmâ razaḳnâhüm yünfiḳûn.
Ayetlerimize ancak, kendilerine hatırlatıldığı zaman secdeye kapananlar, büyüklük taslamayarak Rablerini överek yüceltenler, vücudlarını yataklardan uzak tutup korkarak ve umarak Rablerine yalvaranlar ve verdiğimiz rızıklardan sarfedenler inanır.
17
فَلَا تَعْلَمُ نَفْسٌۭ مَّآ أُخْفِىَ لَهُم مِّن قُرَّةِ أَعْيُنٍۢ جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
felâ ta`lemü nefsüm mâ uḫfiye lehüm min ḳurrati a`yün. cezâem bimâ kânû ya`melûn.
Yaptıklarına karşılık onlar için saklanan müjdeyi kimse bilmez.
18
أَفَمَن كَانَ مُؤْمِنًۭا كَمَن كَانَ فَاسِقًۭا ۚ لَّا يَسْتَوُۥنَ
efemen kâne mü'minen kemen kâne fâsiḳâ. lâ yestevûn.
İnanan kimse yoldan çıkmış kimseye benzer mi? Bunlar bir olamazlar.
19
أَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فَلَهُمْ جَنَّٰتُ ٱلْمَأْوَىٰ نُزُلًۢا بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
emme-lleẕîne âmenû ve`amilu-ṣṣâliḥâti felehüm cennâtü-lme'vâ. nüzülem bimâ kânû ya`melûn.
İnanıp yararlı iş işleyenlere gelince, onların yaptıklarına karşılık, varacakları cennet konakları vardır.
20
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فَسَقُوا۟ فَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۖ كُلَّمَآ أَرَادُوٓا۟ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَآ أُعِيدُوا۟ فِيهَا وَقِيلَ لَهُمْ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلنَّارِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
veemme-lleẕîne feseḳû feme'vâhümü-nnâr. küllemâ erâdû ey yaḫrucû minhâ ü`îdû fîhâ veḳîle lehüm ẕûḳû `aẕâbe-nnâri-lleẕî küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Ama yoldan çıkanların, işte onların varacağı yer ateştir. Oradan çıkmak isteyişlerinin her defasında geri çevrilirler ve onlara: "Yalanlayıp, durduğunuz ateşin azabını tadın" denir.
21
وَلَنُذِيقَنَّهُم مِّنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَدْنَىٰ دُونَ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَكْبَرِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
velenüẕîḳannehüm mine-l`aẕâbi-l'ednâ dûne-l`aẕâbi-l'ekberi le`allehüm yerci`ûn.
Belki yollarından dönerler diye and olsun onlara büyük azabdan önce dünya azabından tattırırız.
22
وَمَنْ أَظْلَمُ مِمَّن ذُكِّرَ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ ثُمَّ أَعْرَضَ عَنْهَآ ۚ إِنَّا مِنَ ٱلْمُجْرِمِينَ مُنتَقِمُونَ
vemen ażlemü mimmen ẕükkira biâyâti rabbihî ŝümme a`raḍa `anhâ. innâ mine-lmücrimîne münteḳimûn.
Rabbinin ayetleri kendisine hatırlatılıp da onlardan yüz çeviren kimseden daha zalim var mıdır? Şüphesiz suçlulardan öç alacağız.
23
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَٰبَ فَلَا تَكُن فِى مِرْيَةٍۢ مِّن لِّقَآئِهِۦ ۖ وَجَعَلْنَٰهُ هُدًۭى لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ
veleḳad âteynâ mûse-lkitâbe felâ tekün fî miryetim mil liḳâehi vece`alnâhü hüdel libenî isrâîl.
And olsun ki Musa'ya Kitap verdik; Sakın sen ona kavuşacağından şüphe etme. Musa'ya verdiğimizi İsrailoğullarına doğruluk rehberi kıldık.
24
وَجَعَلْنَا مِنْهُمْ أَئِمَّةًۭ يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا لَمَّا صَبَرُوا۟ ۖ وَكَانُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا يُوقِنُونَ
vece`alnâ minhüm eimmetey yehdûne biemrinâ lemmâ ṣaberû. vekânû biâyâtinâ yûḳinûn.
Sabredip ayetlerimize kesin olarak inanmalarından ötürü, aralarından, onları buyruğumuzla doğru yola götüren önderler yaptık.
25
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَفْصِلُ بَيْنَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ فِيمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ
inne rabbeke hüve yefṣilü beynehüm yevme-lḳiyâmeti fîmâ kânû fîhi yaḫtelifûn.
Muhakkak ki Rabbin ayrılığa düştükleri şeylerde kıyamet günü aralarında hükmedecektir.
26
أَوَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَٰكِنِهِمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍ ۖ أَفَلَا يَسْمَعُونَ
evelem yehdi lehüm kem ehleknâ min ḳablihim mine-lḳurûni yemşûne fî mesâkinihim. inne fî ẕâlike leâyât. efelâ yesme`ûn.
Şimdi yurtlarında gezip dolaştıkları, kendilerinden önceki nice nesilleri yok etmiş olmamız onları doğru yola sevketmez mi? Bunlarda şüphesiz ibretler vardır. Dinlemezler mi?
27
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ أَنَّا نَسُوقُ ٱلْمَآءَ إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِۦ زَرْعًۭا تَأْكُلُ مِنْهُ أَنْعَٰمُهُمْ وَأَنفُسُهُمْ ۖ أَفَلَا يُبْصِرُونَ
evelem yerav ennâ nesûḳu-lmâe ile-l'arḍi-lcüruzi fenuḫricü bihî zer`an te'külü minhü en`âmühüm veenfüsühüm. efelâ yübṣirûn.
Kuru yerlere suyu gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yedikleri ekinleri çıkardığımızı görmezler mi? Görmüyorlar mı?
28
وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْفَتْحُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ
veyeḳûlûne metâ hâẕe-lfetḥu in küntüm ṣâdiḳîn.
"Doğru söylüyorsanız bildirin bu hüküm ne zaman verilecektir?" derler.
29
قُلْ يَوْمَ ٱلْفَتْحِ لَا يَنفَعُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِيمَٰنُهُمْ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
ḳul yevme-lfetḥi lâ yenfe`u-lleẕîne keferû îmânühüm velâ hüm yünżarûn.
De ki: "Hükmün verileceği gün inkarcılara ne inanmaları fayda verir ve ne de ertelenirler."
30
فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَٱنتَظِرْ إِنَّهُم مُّنتَظِرُونَ
fea`riḍ `anhüm venteżir innehüm münteżirûn.
Onları bırak, bekle; zaten onlar da senin akıbetini beklemektedirler.

Secde Suresi Hakkında Her Şey

Secde Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Secde Suresi Tanıtımı

Secde Suresi Nedir?

Secde Suresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 32. suresi olup 30 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminde nâzil olmuş bir Mekkî sure olan Secde Suresi, ismini 15. ayette geçen "secde" ifadesinden almaktadır. Bu ayet, tilavet secdesi gerektiren ayetlerden biridir; okuyan veya dinleyen kişinin secde etmesi sünnet olarak kabul edilmiştir.

Surenin temel ekseni tevhid, yaratılış ve ahiret hakikatleridir. Kur'ân'ın âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiş hak bir kitap olduğunu vurgulayarak başlayan sure, insanın yaratılış aşamalarını, ölüm sonrası dirilişi ve hesap gününü güçlü bir üslupla ele almaktadır.

Secde Suresi, Allah'ın kudretini ve insanın O'na olan sorumluluğunu ön plana çıkarır. Hem bireysel imanı derinleştirmeyi hem de inkârcılara karşı Kur'ân'ın ilahi kaynağını ispat etmeyi hedefleyen bu sure, kısa ama özlü mesajıyla Mekke döneminin ruhunu yansıtmaktadır.

Bilinmesi Gerekenler

Secde Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Kur'ân'daki Sırası: Mushaf tertibinde 32. sure olarak yer almaktadır.
  • Ayet Sayısı: Sure, toplam 30 ayetten oluşmaktadır.
  • İniş Yeri: Mekkî bir suredir; Mekke döneminde Hz. Peygamber'e (s.a.v.) vahyedilmiştir.
  • Yer Aldığı Cüz: Kur'ân'ın 21. cüzünde bulunmaktadır; Mushaf'ın 415. sayfasında başlamaktadır.
  • Tilavet Secdesi: 15. ayette yer alan secde ayeti sebebiyle bu ayet okunduğunda veya duyulduğunda tilavet secdesi yapılması sünnet olarak kabul edilmektedir.
  • Ana Teması: Surenin merkezinde Kur'ân'ın ilahi kaynağı, insanın yaratılışı, ölüm ve diriliş ile hesap günü mesajları yer almaktadır.
Faziletleri ve Hadisler

Hz. Peygamber (s.a.v.) Cuma sabahı namazında Secde ve İnsan surelerini okurdu. Gece ibadetine teşvik eden ayetler içerir.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Ahiret inancını ve Allah'ın kudretini vurgulamak için indirilmiştir.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Secde Suresi'nin Ana Konuları ve Mesajı

Secde Suresi, Mekke döneminin yoğun iman mücadelesi ortamında nâzil olmuştur. Sure, Kur'ân'ın şüphesiz Allah katından indirildiğini ilan ederek açılır ve bu gerçeği inkâr edenlere güçlü bir uyarı yöneltir. İlk bölümden itibaren Kur'ân'ın âlemlerin Rabbi'nin kelâmı olduğu, hiçbir beşerî kaynaktan beslenmediği açıkça ortaya konulur.

Surenin ikinci büyük teması insanın yaratılışıdır. Allah, insanı topraktan, ardından nutfeden yaratmış; ona ruh üflemiş, ona işitme, görme ve kalp vermiştir. Bu yaratılış gerçeği, insanı Allah'a karşı derin bir şükür ve sorumluluk bilincine davet etmektedir. Ölüm ötesine dair tablolar ise hem müminlere müjde hem de inkârcılara ciddi bir uyarı niteliği taşımaktadır.

Surenin sonunda müminlerin vasıfları övgüyle anlatılır: Onlar, geceleri secdeye kapanır, Rablerine korku ve umutla yalvarır ve rızık olarak verilenlerden Allah yolunda harcarlar. Bu örnek tutumun karşısına ise inkârcıların hüsranı konulmaktadır.

Kapsamlı Tefsir Özeti

Secde Suresi Tefsiri ve Ayet Ayet Özeti

Kur'ân'ın Hak Oluşu (1-3. ayetler)

Sure, elif lâm mîm harfleriyle başlar; ardından "Bu kitabın indirilişinde şüphe yoktur, âlemlerin Rabbi tarafındandır" buyrulur. İlk ayetler, inkârcıların "bunu Hz. Muhammed uydurdu" iddiasını kesinlikle reddeder ve Kur'ân'ın Allah'ın kelâmı olduğunu ilan eder. İbn Kesîr bu ayetleri Kur'ân'ın ilahi kaynağına dair en açık beyanlardan biri olarak değerlendirmiştir.

Allah'ın Yaratma Gücü ve Kâinat Üzerindeki Hâkimiyeti (4-9. ayetler)

Allah'ın gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde yarattığı bildirilir; ardından Arş'a istivası anlatılır. İnsanın yaratılış aşamaları —toprak, çamur, nutfe— sıralanır ve Allah'ın her insana ruh üfleyip işitme, görme ve kalp bahşettiği vurgulanır. Bu nimetlerin karşısında nankörlük etmek, surenin uyarmak istediği temel zaafiyettir.

Ölüm, Diriliş ve Hesap (10-14. ayetler)

İnkârcıların "Biz toprakta kaybolduktan sonra mı yeniden yaratılacağız?" sorusuna Allah kesin bir cevap verir: Ölüm meleği canlarını alacak, ardından Rablerine döndürüleceklerdir. Cehennemdeki pişmanlık sahnesi tasvir edilir; ancak artık geri dönüş yoktur. Bu tablolar, Mekke müşriklerinin diriliş inkârına doğrudan bir karşılık niteliği taşır.

Tilavet Secdesi Ayeti ve Müminlerin Vasıfları (15-17. ayetler)

15. ayette, Allah'ın ayetlerine ancak gerçek müminlerin inandığı; onların secdeye kapanarak tesbih ettikleri ve büyüklük taslamadıkları övgüyle aktarılır. Bu ayet tilavet secdesi gerektiren ayetlerden biridir. 16. ayette ise müminlerin geceleri yataklarından kalkarak Rablerine yalvardıkları ve Allah yolunda harcadıkları anlatılmaktadır.

Müminlere Vaat ve İnkârcılara Uyarı (18-30. ayetler)

Surenin son bölümünde mümin ile fâsık kişinin eşit tutulamayacağı ilan edilir. Müminlere gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, kalplere bile geçmemiş nimetlerin hazırlandığı müjdelenir. İnkârcıların ise azabı tadacakları ve yaptıklarıyla yüzleşecekleri hatırlatılır. Sure, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) ve müminlere sabır tavsiyesiyle, inkârcılara ise kesin hesabı hatırlatarak son bulur.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
32
Sure Numarası
30
Ayet Sayısı
32
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
21
Cüz
415
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Secde Suresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 32. suresidir ve 30 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminde nâzil olmuş Mekkî bir sure olup nüzul sırası 32'dir. Mushaf'ın 21. cüzünde yer alır ve 415. sayfasında başlamaktadır. Sure, içerdiği tilavet secdesi ayetiyle (15. ayet) Kur'ân'ın secde ayetleri arasında sayılmakta; orta uzunlukta, yoğun mesajlı bir Mekke suresi olarak öne çıkmaktadır.

Sık Sorulan Sorular (SSS)
Secde Suresi kaç ayettir?
Secde Suresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 32. suresi olup toplam 30 ayetten oluşmaktadır.
Secde Suresi ne anlama gelir?
Secde Suresi adını, 15. ayette geçen 'secde' ifadesinden almaktadır. Bu ayet, tilavet secdesi gerektiren ayetlerden biri olduğundan sure bu isimle anılmaktadır. Arapça 'secde' kelimesi, Allah'a boyun eğmeyi ve O'nun huzurunda eğilmeyi ifade eder.
Secde Suresi Mekkî mi Medenî midir?
Secde Suresi, Hz. Peygamber'in Mekke döneminde nâzil olmuş bir Mekkî suredir. Nüzul sırası 32 olarak kabul edilmektedir.
Secde Suresi hangi cüzdedir?
Secde Suresi, Kur'ân-ı Kerîm'in 21. cüzünde yer almaktadır ve Mushaf'ın 415. sayfasından itibaren başlamaktadır.
Secde Suresi'nin ana konusu nedir?
Surenin ana konuları; Kur'ân'ın Allah katından indirildiğinin ispatı, insanın yaratılışı (toprak, nutfe, ruh), ölüm sonrası diriliş ve hesap günü ile müminlerin gece ibadetine dair özelliklerinin övgüsüdür.
Secde Suresi'nde tilavet secdesi hangi ayette geçmektedir?
Secde Suresi'nin 15. ayeti tilavet secdesi gerektiren bir ayettir. Bu ayet okunduğunda veya duyulduğunda secde etmek sünnet olarak kabul edilmektedir.
Secde Suresi nasıl ve ne zaman okunmalıdır?
Secde Suresi'nin fazileti hakkında Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Cuma günü sabah namazında bu sureyi okuduğuna dair rivayetler nakledilmektedir (Buhârî, Müslim). Bu rivayetlere dayanılarak Cuma sabahında ve gece nafilelerinde okunması tavsiye edilmektedir. Ancak sure, Kur'ân'ın herhangi bir bölümünde her zaman okunabilir.
Secde Suresi'nin fazileti nedir?
Sahih hadis kaynaklarında (Buhârî ve Müslim) Hz. Peygamber'in Cuma sabahı namazında Secde Suresi'ni okuduğu aktarılmaktadır. Bu da surenin özellikle Cuma sabahlarında okunmasının sünnete uygun olduğunu göstermektedir. Faziletle ilgili ileri sürülen bazı rivayetlerin senet dereceleri tartışmalıdır; bu nedenle temkinli bir tutumla yalnızca sahih kaynaklara dayanan rivayetleri esas almak gerekir.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00