سُورَةُ الذَّارِيَاتِ

Zariyat Suresi

60 Ayet Mekki 51. Nüzul Sırası 26. Cüz
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
1
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ وَٱلذَّٰرِيَٰتِ ذَرْوًۭا
veẕẕâriyâti ẕervâ.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
Ibn Kathir Tefsiri
Which was revealed in Makkahبِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَـنِ الرَّحِيمِIn the Name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful.Affirming the News of the Resurrection The Commander of the faithful,`Ali bin Abi Talib may Allah be pleased with him, ascended the Minbar in Kufah and declared, "Any Ayah in the Book of Allah the Exalted and any Sunnah from Allah's Messenger ﷺ you ask me about today, I will explain them." Ibn Al-Kawwa stood up and said, "O Leader of the faithful! What is the meaning of Allah's statement,وَالذَرِيَـتِ ذَرْواً(By the scattering Dhariyat)," and `Ali said, "The wind." The man asked,فَالْحَـمِلَـتِ وِقْراً"(And the laden Hamilat)" `Ali said, "The clouds." The man again asked,فَالْجَـرِيَـتِ يُسْراً"(And the steady Jariyat)" `Ali said, "The ships." The man asked,فَالْمُقَسِّمَـتِ أَمْراً"(And the distributors of command)" `Ali said, it refers to "The angels." Some scholars said that Al-Jariyat Yusra refers to the stars that float in their orbits with ease. This would mean that the things mentioned were ascendant in their order, beginning with the lower, then mentioning the higher one after that, etc. The winds bring the clouds, the stars are above them and the angels who distribute by Allah's order are above that, and they descend with Allah's legislative orders and the decrees He determines. These Ayat contain a vow from Allah that Resurrection shall come to pass. Allah's statement,إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَـدِقٌ(Verily, that which you are promised is surely true.), it is a truthful promise,وَإِنَّ الدِّينَ(And verily, Ad-Din) the Recompense,لَوَاقِعٌ(will occur), it will surely come to pass. Then Allah the Exalted said,وَالسَّمَآءِ ذَاتِ الْحُبُكِ(By the heaven full of Hubuk,) Ibn `Abbas said; "Full of beauty, grace, magnificence and perfection." Mujahid, `Ikrimah, Sa`id bin Jubayr, Abu Malik, Abu Salih, As-Suddi, Qatadah, `Atiyah Al-`Awfi, Ar-Rabi` bin Anas and others said similarly. Ad-Dahhak, Al-Minhal bin `Amr and others said, "The meandering of the water, sand and plants when the wind passes over them; carving paths out of them, that is the Hubuk." All of these sayings return to the same meaning, that of beauty and complexity. The sky is high above us, clear yet thick, firmly structured, spacious and graceful, beautified with stars such as the sun and orbiting planets such as the moon and the planets of the solar system.The Differing Claims of the IdolatorsAllah the Exalted said,إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍ مُّخْتَلِفٍ(Certainly, you have different ideas.) Allah says, `you disbelievers who deny the Messengers have different and confused opinions that do not connect or conform to each other.' Qatadah commented on the Ayah, "You have different ideas about the Qur'an. Some of you agree that it is true while some others deny this fact." Allah said,يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ(Turned aside therefrom is he who is turned aside.) Allah says, these confused and different opinions only fool those who are inwardly misguided. Surely, such falsehood is accepted, embraced and it becomes the source of confusion only for those who are misguided and originally liars, the fools who have no sound comprehension, as Allah said,فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ - مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـتِنِينَ - إِلاَّ مَنْ هُوَ صَالِ الْجَحِيمِ(So, verily you and those whom you worship cannot lead astray, except those who are predetermined to burn in Hell!)(37:161-163) Ibn `Abbas, may Allah be pleased with him, and As-Suddi said:يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ(Turned aside therefrom is he who is turned aside.) "He who is misguided is led astray from it. " Allah said;قُتِلَ الْخَرَصُونَ(Cursed be Al-Kharrasun), Mujahid said; "The liars. This is similar to what is mentioned in (Surah) `Abasa:قُتِلَ الإِنسَـنُ مَآ أَكْفَرَهُ(Be cursed man! How ungrateful he is!)(80:17) Al-Kharrasun are those who claim that they will never be brought back to life, doubting the coming of Resurrection." `Ali bin Abi Talhah reported from Ibn `Abbas;قُتِلَ الْخَرَصُونَ(Cursed be Al-Kharrasun), "Cursed be the doubters." Mu`adh said similarly, may Allah be pleased with him. During one of his speeches he said, "Destroyed be the doubters." Qatadah said, "Al-Kharrasun are the people of doubt and suspicion." Allah said;الَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍ سَـهُونَ(Who are under a cover of Sahun,) Ibn `Abbas, may Allah be pleased with him, and others said; "In disbelief and doubt, they are heedless and playful." Allah said,يَسْـَلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ الدِّينِ(They ask: "When will be the Day of Ad-Din") They utter this statement in denial, stubbornness, doubt and suspicion. Allah the Exalted replied,يَوْمَ هُمْ عَلَى النَّارِ يُفْتَنُونَ((It will be) a Day when they will be Yuftanun in the Fire!) Ibn `Abbas, Mujahid, Al-Hasan and several others said that Yuftanun means punished. Mujahid said: "Just as gold is forged in the fire." A group of others also including Mujahid, `Ikrimah, Ibrahim An-Nakha`i, Zayd bin Aslam, and Sufyan Ath-Thawri said, "They will be burnt."ذُوقُواْ فِتْنَتَكُمْ(Taste you your trial!), Mujahid said, "Your burning" while others said, "Your punishment."هَـذَا الَّذِى كُنتُمْ بِهِ تَسْتَعْجِلُونَ(This is what you used to ask to be hastened!) This will be said admonishing, chastising, humiliating and belittling them. Allah knows best.إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـتٍ وَعُيُونٍ ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَـهُمْ رَبُّهُمْ إِنَّهُمْ كَانُواْ قَبْلَ ذَلِكَ مُحْسِنِينَ كَانُواْ قَلِيلاً مِّن الَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ وَبِالاٌّسْحَـرِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
2
فَٱلْحَٰمِلَٰتِ وِقْرًۭا
felḥâmilâti viḳrâ.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
3
فَٱلْجَٰرِيَٰتِ يُسْرًۭا
felcâriyâti yüsrâ.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
4
فَٱلْمُقَسِّمَٰتِ أَمْرًا
felmüḳassimâti emrâ.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
5
إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَصَادِقٌۭ
innemâ tû`adûne leṣâdiḳ.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
6
وَإِنَّ ٱلدِّينَ لَوَٰقِعٌۭ
veinne-ddîne levâḳi`.
Esip savuran rüzgarlara, yağmur yüklü bulutlara, kolayca süzülen gemiler ve işleri yöneten meleklere and olsun ki, size söz verilen kıyametin kopması şüphesiz gerçektir. Ödeşme günü gelecektir.
7
وَٱلسَّمَآءِ ذَاتِ ٱلْحُبُكِ
vessemâi ẕâti-lḥubük.
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
8
إِنَّكُمْ لَفِى قَوْلٍۢ مُّخْتَلِفٍۢ
inneküm lefî ḳavlim muḫtelif.
İçinde yörüngeler bulunan göğe and olsun ki, ey inkarcılar, siz, şüphesiz aykırı görüştesiniz.
9
يُؤْفَكُ عَنْهُ مَنْ أُفِكَ
yü'fekü `anhü men üfik.
Bundan, dönebilecek kimseler döndürülür.
10
قُتِلَ ٱلْخَرَّٰصُونَ
ḳutile-lḫarrâṣûn.
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
11
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى غَمْرَةٍۢ سَاهُونَ
elleẕîne hüm fî gamratin sâhûn.
Yalancılığı itiyat edinenlerin, bilgisizliğe saplanıp kalanların canları çıksın!
12
يَسْـَٔلُونَ أَيَّانَ يَوْمُ ٱلدِّينِ
yes'elûne eyyâne yevmü-ddîn.
İşlerin karşılık göreceği günün zamanını sorarlar.
13
يَوْمَ هُمْ عَلَى ٱلنَّارِ يُفْتَنُونَ
yevme hüm `ale-nnâri yüftenûn.
O, kendilerinin ateşte azap görecekleri gündür.
14
ذُوقُوا۟ فِتْنَتَكُمْ هَٰذَا ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ
ẕûḳû fitneteküm. hâẕe-lleẕî küntüm bihî testa`cilûn.
Onlara: "Azabınızı tadın; işte acele beklediğiniz bu idi" denir.
15
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍۢ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv ve`uyûn.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
16
ءَاخِذِينَ مَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ ۚ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُحْسِنِينَ
âḫiẕîne mâ âtâhüm rabbühüm. innehüm kânû ḳable ẕâlike muḥsinîn.
Doğrusu, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar, Rablerinin kendilerine verdiğini almış olarak bahçelerde ve pınar başlarındadırlar. Çünkü onlar, bundan önce iyi davrananlardı.
17
كَانُوا۟ قَلِيلًۭا مِّنَ ٱلَّيْلِ مَا يَهْجَعُونَ
kânû ḳalîlem mine-lleyli mâ yehce`ûn.
Onlar, geceleri az uyuyanlardı.
18
وَبِٱلْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ
vebil'esḥâri hüm yestagfirûn.
Seher vakitlerinde bağışlanma dilerlerdi.
19
وَفِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
vefî emvâlihim ḥaḳḳul lissâili velmaḥrûm.
Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.
20
وَفِى ٱلْأَرْضِ ءَايَٰتٌۭ لِّلْمُوقِنِينَ
vefi-l'arḍi âyâtül lilmûḳinîn.
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
21
وَفِىٓ أَنفُسِكُمْ ۚ أَفَلَا تُبْصِرُونَ
vefî enfüsiküm. efelâ tübṣirûn.
Kesin olarak inananlara, yeryüzünde ve kendi içinizde Allah'ın varlığına nice deliller vardır; görmez misiniz?
22
وَفِى ٱلسَّمَآءِ رِزْقُكُمْ وَمَا تُوعَدُونَ
vefi-ssemâi rizḳuküm vemâ tû`adûn.
Rızkınız da, size söz verilen azap da yukarıdan gelir.
23
فَوَرَبِّ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ لَحَقٌّۭ مِّثْلَ مَآ أَنَّكُمْ تَنطِقُونَ
feverabbi-ssemâi vel'arḍi innehû leḥaḳḳum miŝle mâ enneküm tenṭiḳûn.
Göğün ve yerin Rabbine and olsun ki bu, sizin konuşmanız kadar kesin ve gerçektir.
24
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْمُكْرَمِينَ
hel etâke ḥadîŝü ḍayfi ibrâhîme-lmükramîn.
İbrahim'in ikram edilmiş konuklarının haberi sana geldi mi?
25
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَٰمًۭا ۖ قَالَ سَلَٰمٌۭ قَوْمٌۭ مُّنكَرُونَ
iẕ deḫalû `aleyhi feḳâlû selâmâ. ḳâle selâm. ḳavmüm münkerûn.
Onlar, İbrahim'in yanına girip: "Selam sana" demişlerdi, İbrahim de: "Selam size" demişti; içinden de, onların "tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.
26
فَرَاغَ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ فَجَآءَ بِعِجْلٍۢ سَمِينٍۢ
ferâga ilâ ehlihî fecâe bi`iclin semîn.
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
27
فَقَرَّبَهُۥٓ إِلَيْهِمْ قَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ
feḳarrabehû ileyhim ḳâle elâ te'külûn.
Hemen ailesine giderek semiz bir buzağı getirmiş, onların önüne sürüp: "Yemez misiniz?" demişti.
28
فَأَوْجَسَ مِنْهُمْ خِيفَةًۭ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ وَبَشَّرُوهُ بِغُلَٰمٍ عَلِيمٍۢ
feevcese minhüm ḫîfeh. ḳâlû lâ teḫaf. vebeşşerûhü bigulâmin `alîm.
(Yemediklerini görünce) onlardan endişeye düştü; "Korkma" dediler ve ona bilgin bir oğul sahibi olacağını müjdelediler.
29
فَأَقْبَلَتِ ٱمْرَأَتُهُۥ فِى صَرَّةٍۢ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌۭ
feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.
Bunun üzerine karısı hayretle seslenerek geldi, elleriyle yüzünü kapayarak: "kısır bir kocakarı!" dedi.
30
قَالُوا۟ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْعَلِيمُ
ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.
Melekler: "Bu böyledir, Rabbin söylemiştir; doğrusu O, Hakim olandır, bilendir" dediler.
31
۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ
ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.
İbrahim: "Ey Elçiler! Göreviniz nedir?" dedi.
32
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍۢ مُّجْرِمِينَ
ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
33
لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةًۭ مِّن طِينٍۢ
linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
34
مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ
müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.
Elçiler: "Suçlu bir milletin üzerine, Rabbinin katından işaretli olarak, aşırı gidenlere mahsus sert taşlar göndermekle görevlendirildik" dediler.
35
فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.
Bunun üzerine, suçlu milletin arasında bulunan müminleri çıkardık.
36
فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍۢ مِّنَ ٱلْمُسْلِمِينَ
femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.
Zaten orada, kendini Allah'a vermiş sadece bir tek ev halkı bulduk.
37
وَتَرَكْنَا فِيهَآ ءَايَةًۭ لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ
veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.
Can yakıcı azabdan korkanlar için, o beldede bir işaret, bir kalıntı bıraktık.
38
وَفِى مُوسَىٰٓ إِذْ أَرْسَلْنَٰهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَٰنٍۢ مُّبِينٍۢ
vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.
Musa'nın başından geçenlerde de ibret vardır: Onu apaçık delille Firavun'a gönderdik.
39
فَتَوَلَّىٰ بِرُكْنِهِۦ وَقَالَ سَٰحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌۭ
fetevellâ biruknihî veḳâle sâḥirun ev mecnûn.
Firavun, erkaniyle birlikte hakdan yüz çevirdi; "sihirbazdır veya delidir" dedi.
40
فَأَخَذْنَٰهُ وَجُنُودَهُۥ فَنَبَذْنَٰهُمْ فِى ٱلْيَمِّ وَهُوَ مُلِيمٌۭ
feeḫaẕnâhü vecünûdehû fenebeẕnâhüm fi-lyemmi vehüve mülîm.
Sonunda onu ve ordularını yakalayıp denize attık. O, kınanmayı haketmişti.
41
وَفِى عَادٍ إِذْ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمُ ٱلرِّيحَ ٱلْعَقِيمَ
vefî `âdin iẕ erselnâ `aleyhimü-rrîḥa-l`aḳîm.
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
42
مَا تَذَرُ مِن شَىْءٍ أَتَتْ عَلَيْهِ إِلَّا جَعَلَتْهُ كَٱلرَّمِيمِ
mâ teẕeru min şey'in etet `aleyhi illâ ce`alethü kelramîm.
Ad milletinin başından geçende de ibret vardır: Onların üzerine, uğradığı her şeyi bırakmayıp toza çeviren kuru bir rüzgar gönderdik.
43
وَفِى ثَمُودَ إِذْ قِيلَ لَهُمْ تَمَتَّعُوا۟ حَتَّىٰ حِينٍۢ
vefî ŝemûde iẕ ḳîle lehüm temette`û ḥattâ ḥîn.
Semud milletinin başına gelende de ibret vardır: Onlara, "Bir süreye kadar zevklenin" denmişti.
44
فَعَتَوْا۟ عَنْ أَمْرِ رَبِّهِمْ فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّٰعِقَةُ وَهُمْ يَنظُرُونَ
fe`atev `an emri rabbihim feeḫaẕethümu-ṣṣâ`iḳatü vehüm yenżurûn.
Onlar Rablerinin buyruğundan çıkmışlardı; bunun üzerine kendilerini gözleri göre göre yıldırım çarptı.
45
فَمَا ٱسْتَطَٰعُوا۟ مِن قِيَامٍۢ وَمَا كَانُوا۟ مُنتَصِرِينَ
feme-steṭâ`û min ḳiyâmiv vemâ kânû münteṣirîn.
Ayağa kalkacak güçleri kalmadı, yardım da görmediler.
46
وَقَوْمَ نُوحٍۢ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمًۭا فَٰسِقِينَ
veḳavme nûḥim min ḳabl. innehüm kânû ḳavmen fâsiḳîn.
Daha önce de Nuh milletini cezalandırmıştık. Çünkü onlar da yoldan çıkmış bir milletti.
47
وَٱلسَّمَآءَ بَنَيْنَٰهَا بِأَيْي۟دٍۢ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ
vessemâe beneynâhâ bieydiv veinnâ lemûsi`ûn.
Göğü, gücümüzle Biz kurduk; şüphesiz biz onu genişleticiyiz.
48
وَٱلْأَرْضَ فَرَشْنَٰهَا فَنِعْمَ ٱلْمَٰهِدُونَ
vel'arḍa feraşnâhâ feni`me-lmâhidûn.
Yeryüzünü biz yayıp döşedik: Ne güzel döşeyiciyiz!
49
وَمِن كُلِّ شَىْءٍ خَلَقْنَا زَوْجَيْنِ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ
vemin külli şey'in ḫalaḳnâ zevceyni le`alleküm teẕekkerûn.
İbret alasınız diye her şeyi çift çift yaratmışızdır.
50
فَفِرُّوٓا۟ إِلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
fefirrû ile-llâh. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
De ki: "Öyleyse Allah'a koşusun; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
51
وَلَا تَجْعَلُوا۟ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ ۖ إِنِّى لَكُم مِّنْهُ نَذِيرٌۭ مُّبِينٌۭ
velâ tec`alû me`a-llâhi ilâhen âḫar. innî leküm minhü neẕîrum mübîn.
"Allah'ın yanında başkasını tanrı kılmayın; doğrusu ben sizi O'nun azabı ile açıkça uyaranım."
52
كَذَٰلِكَ مَآ أَتَى ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا قَالُوا۟ سَاحِرٌ أَوْ مَجْنُونٌ
keẕâlike mâ ete-lleẕîne min ḳablihim mir rasûlin illâ ḳâlû sâḥirun ev mecnûn.
Onlardan öncekilere, herhangi bir peygamber gelince: "sihirbazdır" veya "Delidir" derlerdi.
53
أَتَوَاصَوْا۟ بِهِۦ ۚ بَلْ هُمْ قَوْمٌۭ طَاغُونَ
etevâṣav bih. bel hüm ḳavmün ṭâgûn.
Öncekiler sonrakilere böyle mi vasiyet ettiler? Hayır; bunlar azgın bir millettir.
54
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ فَمَآ أَنتَ بِمَلُومٍۢ
fetevelle `anhüm femâ ente bimelûm.
Onlardan yüz çevir; sen kınanacak değilsin.
55
وَذَكِّرْ فَإِنَّ ٱلذِّكْرَىٰ تَنفَعُ ٱلْمُؤْمِنِينَ
veẕekkir feinne-ẕẕikrâ tenfe`u-lmü'minîn.
Öğüt ver; doğrusu öğüt inananlara fayda verir.
56
وَمَا خَلَقْتُ ٱلْجِنَّ وَٱلْإِنسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ
vemâ ḫalaḳtü-lcinne vel'inse illâ liya`büdûn.
Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yaratmışımdır.
57
مَآ أُرِيدُ مِنْهُم مِّن رِّزْقٍۢ وَمَآ أُرِيدُ أَن يُطْعِمُونِ
mâ ürîdü minhüm mir rizḳiv vemâ ürîdü ey yuṭ`imûn.
Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.
58
إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلرَّزَّاقُ ذُو ٱلْقُوَّةِ ٱلْمَتِينُ
inne-llâhe hüve-rrazzâḳu ẕü-lḳuvveti-lmetîn.
Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.
59
فَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذَنُوبًۭا مِّثْلَ ذَنُوبِ أَصْحَٰبِهِمْ فَلَا يَسْتَعْجِلُونِ
feinne lilleẕîne żalemû ẕenûbem miŝle ẕenûbi aṣḥâbihim felâ yesta`cilûn.
Zulmedenlerin, geçmiş arkadaşlarının suçlarına benzer suçları vardır; cezalarını Benden acele istemesinler.
60
فَوَيْلٌۭ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن يَوْمِهِمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
feveylül lilleẕîne keferû miy yevmihimü-lleẕî yû`adûn.
Söz verilen günün azabından vay o inkar edenlere!

Zariyat Suresi Hakkında Her Şey

Zariyat Suresi'nin anlamı, fazileti, tefsiri, nüzul sebebi ve daha fazlası hakkında kapsamlı bilgiler.

Zariyat Suresi Tanıtımı

Zariyat Suresi Nedir?

Zariyat Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 51. suresi olup 60 ayetten oluşmaktadır. Mekke döneminde indirilmiş olan bu sure, Mekkî sureler arasında yer almaktadır. Surenin adı, ilk ayette geçen "ez-Zâriyât" kelimesinden gelmekte olup "tozutup savuran rüzgârlar" anlamına gelmektedir. Bu isim, surenin açılışında Allah'ın yarattığı doğal güçler üzerine yapılan yeminlere atıfta bulunur.

Sure, 26. cüzde yer almakta ve mushafın 520. sayfasından başlamaktadır. Mekke döneminin güçlü anlatım üslubuyla kaleme alınan sure, tevhid inancını, ahireti ve kulluğun özünü işlemektedir.

Zariyat Suresi'nin en çarpıcı mesajı 56. ayette dile getirilir: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Bu ayet, yaratılışın yüce amacını özetler. Sure, kıyamet habercisi olan kozmik güçlere yapılan yeminler, geçmiş ümmetlerin ibret verici kıssaları ve ahiret gerçekliğiyle Allah'ın kudretine dair kevnî delilleri bir araya getiren kapsamlı bir Kur'an bölümüdür.

Bilinmesi Gerekenler

Zariyat Suresi Hakkında Bilinmesi Gerekenler

  • Adının Anlamı: "Zariyat" kelimesi Arapçada "tozutup savuran, savurarak dağıtan rüzgârlar" anlamına gelir. Surenin ilk ayeti bu rüzgârlara yemin ederek başlar.
  • İniş Yeri ve Dönemi: Zariyat Suresi, Mekkî bir suredir; yani Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Medine'ye hicretinden önce Mekke döneminde indirilmiştir. Üslup ve muhteva itibarıyla Mekke dönemine özgü kısa ve vurucu anlatım tarzını yansıtmaktadır.
  • Kur'an'daki Yeri: Sure, Kur'an'ın 51. suresidir; 26. cüzde yer alır ve mushafın 520. sayfasından başlar. Nüzul sıralamasına göre ise 51. sırada indirildiği rivayet edilmektedir.
  • Surenin Temel Mesajı: Cinlerin ve insanların yalnızca Allah'a kulluk etmek için yaratıldığı bildirilmekte; bu gerçek, evrendeki doğal güçlerden ve geçmiş toplumların akıbetinden çıkarılan derslerle desteklenmektedir.
  • Geçmiş Ümmetlerin Kıssaları: Sureden Hz. İbrahim'in misafirlerini ağırlaması, Hz. Musa ile Firavun arasındaki mücadele, Ad, Semud ve Nuh kavimlerinin helak edilişi gibi kıssalara yer verilmektedir. Bu kıssalar, inkârcılara yönelik güçlü bir uyarı içerir.
  • Kozmik Yeminler: Sure, dört ayrı doğal olgu üzerine yapılan yemin dizisiyle açılır: savuran rüzgârlar, yük taşıyan bulutlar, kolayca akan gemiler ve işi paylaştıran melekler. Bu yeminler, Allah'ın kudretini ve kıyametin kesin gerçekliğini vurgulamak için kullanılmaktadır.
Faziletleri ve Hadisler

Hz. İbrahim'in misafirperverliği ve Lut kavminin helakı bu surededir. Rızık garantisi verilir.

Nüzul Sebebi ve Tarihi Bağlam

Allah'ın kudret delillerini göstermek için indirilmiştir.

Ana Konuları ve İçinde Geçen Olaylar

Zariyat Suresi'nin Ana Konuları ve Mesajı

Zariyat Suresi, tevhid, ahiret, kulluk ve ibret olmak üzere birbirine kenetlenmiş dört ana eksen üzerine inşa edilmiştir. Surenin açılışındaki kozmik yeminler, Allah'ın kâinattaki egemenliğine ve kıyametin mutlak gerçekliğine dikkat çekmekte; insanı bu gerçeği inkâr etmekten sakındırmaktadır.

Surenin merkezinde yer alan "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım" (56. ayet) ifadesi, İslam inanç sisteminin temel taşlarından birini oluşturur. Bu mesaj; rızık, ölüm ve diriliş gibi mutlak ilahi tasarrufları hatırlatan ifadelerle güçlendirilmekte ve kulluğun yalnızca Allah'a yönelik olması gerektiği vurgulanmaktadır.

Sure, ibret kıssaları aracılığıyla bu mesajı somutlaştırır. Hz. İbrahim'in melek misafirleri ağırlaması ve Lut kavminin helaki, Hz. Musa ile Firavun'un karşılaşması, Ad, Semud ve Nuh kavimlerinin yıkılışı — tüm bu kıssalar Mekkelilere tarihsel bir ayna tutar. İnkârcıların sonu daima helak olmuştur. Surenin kapanışında ise Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığı, asıl güç ve kudretin yalnızca O'na ait olduğu bildirilir ve inkârcılar uyarılır.

Kapsamlı Tefsir Özeti

Zariyat Suresi Tefsiri ve Ayet Ayet Özeti

Kozmik Yeminler ve Kıyametin Kesinliği (1-14. ayetler)

Sure, dört büyük kozmik olguya yapılan yeminle açılır: Tozutup savuran rüzgârlar, yük taşıyan bulutlar, kolayca süzülen gemiler ve işi paylaştıran melekler. Bu yeminlerin ardından, vaad edilen şeyin — yani kıyametin ve hesabın — kesinlikle gerçek olduğu bildirilir. İbn Kesîr tefsirinde belirtildiğine göre bu yeminler, yaratılmış varlıklar üzerine değil, Allah'ın emriyle hareket eden bu güçlerin işaret ettiği ilahi kudret ve hikmet üzerinedir. İnkârcıların bu gerçeği bile bile reddettikleri ve kendilerini helake sürükledikleri vurgulanır.

Müttakilerin Mükâfatı ve Kâfirlerin Akıbeti (15-23. ayetler)

Bu bölümde, ahirette cennetle müjdelenen müttakilerin özellikleri sıralanır: Geceleri az uyuyan, seherlerde istiğfar eden ve mallarından muhtaçlara pay verenler. Bu dengeli tablo, inkârcıların azap içindeki durumlarıyla karşılaştırılarak güçlü bir tezat oluşturulur. Rızık ve diğer nimetlerin Allah katında takdir edildiği bildirilir; insanın temel ihtiyaçlarını O'nun güvence altına aldığı hatırlatılır.

Hz. İbrahim'in Misafirlerini Ağırlaması ve Sonraki Kıssalar (24-46. ayetler)

Hz. İbrahim'in evine gelen melekler, ona bir oğul müjdesiyle birlikte Lut kavminin helak haberini de getirirler. Hz. İbrahim'in misafirperver tavrı ve eşinin şaşkınlığı canlı bir anlatımla aktarılır. Ardından Lut kavminin taşlanarak helak edilişi anlatılır. Bu kıssanın ardından Firavun'un Hz. Musa'ya karşı çıkması, Ad ve Semud kavimlerinin helakı ile Nuh kavminin sona erişi özlü biçimde aktarılır. Tüm bu kıssaların ortak mesajı: Zulmü ve inkârı seçen topluluklar, geçmişte daima ilahi hesapla yüzleşmek zorunda kalmıştır.

Yaratılışın Hikmeti: Kulluk (47-55. ayetler)

Bu bölüm, surenin teolojik zirvesini oluşturur. Allah'ın göğü kendi kudreti ve gücüyle genişlettiği bildirilir — bazı çağdaş tefsirciler 47. ayeti evrenin genişlemesiyle ilişkilendirerek değerlendirmiştir; ancak bu yorum tartışmalıdır ve klasik tefsir önceliklidir. Yerin döşendiği, rızkın verildiği hatırlatılır ve ardından insanlık tarihinin en kapsayıcı misyonu ilan edilir: "Ben cinleri ve insanları ancak bana kulluk etsinler diye yarattım." Allah'ın hiçbir şeye muhtaç olmadığı, asıl rızık verenin O olduğu kesin bir dille ortaya konur.

Kapanış: Uyarı ve Sabır Tavsiyesi (56-60. ayetler)

Sure, Hz. Peygamber'e (s.a.v.) yönelik bir teselli ve yönlendirmeyle kapanır: Zalimler için de geçmiş ümmetler gibi önceden takdir edilmiş bir gün vardır. Hz. Peygamber'in bu gerçeği inkâr edenlere karşı sabretmesi tavsiye edilir ve onlara vaad edilmiş azabın zamanı geldiğinde, kimsenin bunu geri çeviremeyeceği ilan edilir.

Kur'an'daki Konumu ve İstatistikler
51
Sure Numarası
60
Ayet Sayısı
51
Nüzul Sırası
Mekki
İniş Yeri
26
Cüz
520
Sayfa
0
Kelime
0
Harf

Zariyat Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 51. suresi olup 60 ayetten oluşmaktadır. Mekkî bir sure olan Zariyat, 26. cüzde yer almakta ve mushafın 520. sayfasından başlamaktadır. Nüzul sıralamasına göre 51. sırada indirildiği kabul edilmektedir. Sure orta uzunlukta Mekkî bir metin olup güçlü yeminler, kısa ibret kıssaları ve derin tevhid mesajlarını bir arada barındıran özlü bir yapıya sahiptir.

Sık Sorulan Sorular (SSS)
Zariyat Suresi kaç ayettir?
Zariyat Suresi 60 ayetten oluşmaktadır. Kur'an-ı Kerim'in 51. suresidir.
Zariyat ne anlama gelir?
"Zariyat" kelimesi Arapçada "tozutup savuran, savurarak dağıtan rüzgârlar" anlamına gelir. Surenin adı, ilk ayette geçen bu kelimeden alınmıştır.
Zariyat Suresi Mekkî mi yoksa Medenî mi?
Zariyat Suresi Mekkî bir suredir; yani Hz. Peygamber'in (s.a.v.) Mekke döneminde, Medine'ye hicretinden önce indirilmiştir.
Zariyat Suresi hangi cüzdedir?
Zariyat Suresi, Kur'an-ı Kerim'in 26. cüzünde yer almaktadır. Mushafın 520. sayfasından başlar.
Zariyat Suresi'nin ana konusu nedir?
Surenin ana konusu tevhid, kulluk ve ahirettir. En temel mesajı 56. ayette özetlenir: cinler ve insanlar yalnızca Allah'a kulluk etmek için yaratılmıştır. Sure aynı zamanda Hz. İbrahim, Hz. Musa, Ad, Semud ve Nuh kavimlerinin kıssalarına yer verir.
Zariyat Suresi'nin fazileti nedir?
Zariyat Suresi'ne özel ve müstakil bir fazilet bildiren sahih hadis kaynaklarda sınırlıdır. Bununla birlikte Kur'an'ın tamamını okumaya teşvik eden genel hadisler kapsamında bu sure de değerlidir. Uydurma veya asılsız fazilet rivayetlerine itibar edilmemelidir.
Zariyat Suresi ne zaman okunur?
Zariyat Suresi için belirli bir vakitte okunmasını zorunlu kılan özel bir nas bulunmamaktadır. Namaz içinde, günlük tilâvette veya anlayarak meal-tefsiriyle birlikte herhangi bir vakitte okunabilir. Kur'an'ı tertil üzere okumak her dönemde faziletlidir.
Zariyat Suresi'nde hangi kıssalar anlatılır?
Surde Hz. İbrahim'in melek misafirlerini ağırlaması ve Lut kavminin helaki, Hz. Musa ile Firavun'un karşılaşması, Ad kavminin ve Semud kavminin helakı ile Nuh kavminin sona erişi kıssaları özlü biçimde aktarılmaktadır.
-
Mishary Rashid Alafasy
0:00
0:00